menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İbrahim Akın: Milli Parklar Kanunu Teklifi ile doğa, hizmet sektörünün parçası oluyor

20 0
25.02.2026

TBMM Genel Kurulu’nda, milli parklara ilişkin düzenlemeleri de içeren Milli Parklar Kanunu ve Bazı Kanunlar ile 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin üç maddesi daha dün akşam (24 Şubat) kabul edildi.

Böylece Çevre Kanunu’nda değişikliğe gidilecek teklifin sekiz maddesi kabul edilmiş oldu.

Buna göre, kamu kurum ve kuruluşlarına verilecek izinler ile gerçek ve özel hukuk tüzel kişilerine verilecek izinler saklı kalmak kaydıyla, milli parklar, tabiat parkları, tabiat anıtları ve tabiatı koruma alanlarındaki planların gerektirdiği her türlü hizmet ve faaliyetler ile koruma, yönetim, işletme, tanıtım, sportif, eğlenme ve dinlenme hizmetleri için gerekli her türlü altyapı, üstyapı ve diğer tesisler Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü (DKMP) tarafından yapılacak, yaptırılacak, yönetilecek, işletilecek ya da işlettirilebilecek.

Koruma altındaki milli parklar şirketlere açılıyor

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İzmir Milletvekili İbrahim Akın ile kanun teklifinin amacını, kapsamını ve Türkiye’deki çevre tahribatları ile ekoloji mücadelesi açısından taşıdığı önemi konuştuk.

“Telafisi mümkün olmayan ekolojik zararların önü açılacak”

Öncelikle, kanun teklifinin temel amacı nedir? 

2873 Sayılı Milli Parklar Kanunu başta olmak üzere çevre mevzuatında öngörülen değişiklikler, korunan alanları ekosistem bütünlüğü içinde dokunulmaz bırakmak yerine, yönetilebilir ve gelir üretilebilir alanlara dönüştürmeyi hedefliyor. Yapılan değişikliklerin yasalaşması durumunda koruma hukuku yerini işletme hukukuna bırakacak.

Bu değişiklik teklifi, koruma öncelikli ekolojik anlayıştan uzaklaşmayı beraberinde getirerek doğayı gelir üreten bir kaynak olarak konumlandırıyor ve kamusal varlıkların sermaye lehine ticarileştirilmesinin önünü açıyor. Yasalaşması hâlinde, milli parklar, tabiat parkları, tabiat anıtları, tabiatı koruma alanları, ekolojik ve biyolojik çeşitlilik unsurları, yaban hayatı, orman içi su kaynakları, göl, dere, gölet ve sulak alanlar temel koruma niteliklerini yitirecek; telafisi mümkün olmayan ekolojik zararların önü açılacak.

Türkiye’nin taraf olduğu biyolojik çeşitlilik ve doğa koruma sözleşmeleri kapsamında (örneğin Bern ve Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi), bu düzenlemenin yükümlülüklerle uyumu konusunda görüşünüz nedir?

Teklif metni gerekçesinde uluslararası sözleşmelere atıf yaparak uyum iddiasında bulunuluyor. Ancak korunan alanlarda ekonomik faaliyet alanının genişletilmesi, altyapı ve enerji yatırımlarının kolaylaştırılması, işletmecilik modelinin özel sektöre açılması, planlama ve denetim güvencelerinin zayıflatılması konuları birlikte değerlendirildiğinde, düzenlemenin uluslararası sözleşmelerdeki koruma yükümlülükleriyle uyum içinde olduğu söylenemez.

Kâğıt üzerinde “ekosistem temelli yönetim” vurgusu mevcut; ancak düzenlemenin içeriği ve ruhu, koruma önceliğini zayıflatma riski taşıyor. Bu haliyle uluslararası yükümlülüklerle tam ve güvenli bir uyumdan söz etmek mümkün değil. Uluslararası sözleşmelerle uyum demek, yalnızca içinde “koruma” ifadesi geçen metinler yazmak demek değildir. Burada belirleyici olan söylem değil, düzenlemenin pratik sonuçları olacaktır. Yapılmak istenen değişikliklerin öngördüğümüz sonuçları ise bu pratiğin pek de iç açıcı olmayacağı şeklindedir.

“Doğa, hizmet sektörünün bir parçası gibi görülecek”

DKMP’nin kurabileceği döner sermaye işletmelerinin faaliyet alanı tam olarak nedir? Milli park ve tabiat parklarında özel şirketlere turistik tesis izni verilmesi nasıl sonuçlar doğuracak?

Sizin de belirttiğiniz üzere, teklif edilen düzenlemeye göre DKMP’ye, döner sermayeli işletmeler kurma yetkisi tanınıyor. Elde edilecek gelirlerin de Genel Müdürlüğün döner sermayesine........

© Bianet