menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Hakikatin ve çokluğun felsefesi olarak Spinoza ile Öcalan yakınlığı

12 0
16.03.2026

Abdullah Öcalan, yazdığı savunmaların ve yaptığı çözümlemelerin birçok kritik yerinde Baruch Spinoza’ya değinir. Bir Halkı Savunmak, Uygarlık Maskeli Tanrılar ve Örtük Krallar Çağı, Kapitalist Uygarlık - Maskesiz Tanrılar ve Çıplak Krallar Çağı, Kürt Sorunu ve Demokratik Ulus Çözümü (5.Cilt) ve Demokratik Uygarlık Serüveni eserlerinde bu isme demir atar.

Spinoza ve Öcalan’ın felsefeleri, farklı yüzyıllarda yaşamış olmalarına rağmen, aşkın iktidarlara, hiyerarşiye ve dogmalara karşı “içkinlik”, “çokluk” ve “radikal özgürlük” zemininde muazzam bir kesişim kümesi yaratıyor. Her iki düşünür de kendi çağlarının egemen modernite anlayışına karşı alternatif bir modernite inşa etme çabasında oldukları görülüyor.

Kendi dönemleri ve eylemleri itibarıyla iddia ettikleri felsefeleri ilginç bir şekilde kesişiyor, hatta felsefeleri birbirini besliyor. Bu durum, bugünden bakınca birbirinden öğrenmeyi de içeriyor. Bunu, bugün hâlâ güncel olmaları üzerinden de anlayabiliyoruz.

Önce felsefelerinin ana sütunları üzerinden yakınlığa bakalım.

İlki, özne-nesne ayrımının reddidir. Spinoza’nın felsefi devrimi, Descartes’ın zihin-beden düalizmini yıkmasıdır. Descartes, insanın “zihni” ile “bedeninin” birbirinden tamamen kopuk, ayrı iki şey olduğunu savunuyordu. Spinoza ise bu fikri yıkarak felsefede büyük bir yenilik yaptı. Spinoza’ya göre Tanrı ve Doğa aynı şeydir ve her şey tek bir bütünden ibarettir; zihin ile beden de bu büyük bütünün sadece farklı yansımalarıdır. Bu ontolojik bütünlük, insana doğa üzerinde bir tahakküm kurma hakkı vermez; insan doğada “krallık içinde bir krallık” değildir.

Öcalan’ın düşünceleri de tam bu noktada Spinoza ile örtüşür. Öcalan; tarihte Platon, Descartes ve Bacon gibi düşünürlerin dünyayı “düşünen/yöneten taraf (özne)” ve “cansız/yönetilen taraf (nesne)” olarak ikiye böldüğünü belirtir. Ona göre, “ruh-beden” veya “özne-nesne” şeklindeki bu ayrım masum bir felsefi düşünce değildir. Kapitalizm ve erkek egemen sistem; doğayı, kadını ve toplumu sömürmek, kendi kölelik düzenlerini haklı göstermek için bu “yöneten-yönetilen” ayrımını, yani özne-nesne ayrımını, bir yalan olarak kullanmaktadır. Ezenlerin ezilenleri sömürmesi bu sayede meşrulaştırılmış, yani kılıfına uydurulmuştur.

Öcalan da tıpkı Spinoza gibi, dünyayı “üstün olanlar ve aşağıda olanlar” şeklinde ayıran bu hiyerarşik düşünceyi reddeder. Bunun yerine evreni; tıpkı enerji ile maddenin veya zihin ile bedenin ayrılamaz olması gibi, her şeyin iç içe geçtiği, koparılamaz, canlı ve........

© Bianet