Dışlanmadan güce uzanan masalsı bir yolculuk
Bazı çocuk kitapları vardır, kapağını kapattığınızda yalnızca bir hikâye değil, bir ruh hâli kalır içinizde. Sabri Safiye’nin Çiçek ve Kaplan Gözü tam da böyle bir kitap. İlk bakışta küçük bir kasabada yaşayan bir kız çocuğunun yaşadığı sıradan bir hayal kırıklığını anlatıyor gibi görünse de sayfalar ilerledikçe bunun çok daha derin, sembollerle örülü, masalsı bir içsel dönüşüm hikâyesi olduğunu fark ediyorsunuz.
Hikâye, “Yazın son günüydü. Belki de değildi,” gibi belirsiz ama şiirsel bir cümleyle başlar. Kitap daha ilk satırlardan itibaren zamanın net sınırlarının olmadığı, gerçekle hayalin iç içe geçeceği bir anlatının içine sürükler. Kasaba mezarlığının duvarında toplanmış kızlar, yaz tatilinin son günlerini geçirirken, grubun en ucunda oturan Çiçek kendini onlardan ayrı hisseder. O, dedikodulara karışmak yerine doğayı gözlemlemeyi tercih eden, iç dünyası zengin ama sosyal çevresinde görünmezleşmiş bir çocuktur. Arkadaş grubunun “en havalı” kızının doğum günü partisine davet edilmediğini öğrenmesi ise hikâyenin kırılma noktasıdır.
Bu sahne son derece tanıdık gelir. Çocuklukta yaşanan dışlanmışlık hissi, küçümsenme, görmezden gelinme gibi hisler kapımızı çalar. Yazar, Çiçek’in içindeki acıyı “görünmez eşekarılarının iğneleri” metaforuyla anlatır. Bu metafor, çocuk okurlar için son derece güçlü ve anlaşılırdır. Acı görünmezdir ama bir o kadar da gerçektir.
Çiçek’in ninesi tarafından sandıktan çıkarılan gece mavisi kadife ceket, hikâyede yalnızca bir kıyafet değildir. Bu ceket kuşaktan kuşağa aktarılmıştır; anneden anneye geçen bir mirastır. Çiçek’in erken yaşta kaybettiği annesi düşünüldüğünde, bu ceket aynı zamanda........
