Borsa mı, güvenlik mi?
Geçtiğimiz Ağustos ayında Çin yapımı Comac C919 ilk beynelmilel uçuşunu Pekin’den su takıyla karşılandığı Ulan Batur’a gerçekleştirerek göklerdeki Boeing ve Airbus hâkimiyetine meydan okudu.
Uzmanlar mevzubahis uçak modeline yatırım yapmış Çin şirketi Comac’ın Batılı rakiplerini alt edebilmesinin seneler sürme ihtimalinden bahsediyorlar. Lakin Airbus’ın yükselişiyle Boeing’in kapıldığı paniği hatırlarsak, rekabetin artmasıyla yolcu güvenliğinin de artacağını ummak hayalperestlik mi sayılır?
Kadın sinemacı Rory Kennedy’nin adını hem yönetmen, hem de başka isimlerle beraber prodüktör hanesinde gördüğümüz "Düşüş: Boeing Davası (Downfall: The case against Boeing)" ve Serbest düşüş: Boeing için hesap günü (Freefall A reckoning for Boeing) adlı belgeseller Boeing şirketinin 1997 yılından itibaren kaderini borsa simsarlarına teslim ettiğini ispatlıyor.
Bir zamanlar kalite kontrolün en mühim unsur olduğu dünya lideri şirketin ne pahasına olursa olsun kazancı ön plana almasıyla şirketteki ahlaklı çalışanların başına gelenler fazlasıyla manidar.
ABD’nin çürümüş devlet kuruluşlarından Federal Havacılık İdaresi (FFA) ve ABD Adalet Bakanlığı (DOJ) da bu çirkin düzene dahil oluyor; kazançlarına kazanç katan Boeing şirketi yöneticileri ve bilhassa CEO’ları peş peşe gelen kazalarda ölen yüzlerce insanın yakınlarıyla köşe kapmaca oynamaya başlıyorlar.
Göz göre göre hakikatler örtbas ediliyor, yalan söyleniyor, açık vermemek için binbir türlü hokkabazlıktan imtina edilmiyor. Ucuz ve hızlı üretim namına efsanevi şirketin alaşağı edilmiş prensiplerine günümüzde artık herhangi bir değer verilmediği gözümüze sokuluyor.
Şaşırmıyor olabiliriz lakin Boeing uçaklarıyla ister istemez gökyüzünü arşınlamayı sürdürüyoruz!
Yoksa bilet alırken, sonradan hava yolu şirketinin değiştirme hakkına rağmen uçuşumuzu ona göre ayarlamaya çalışmak çok büyük bir angarya mı olur?
Borsa hâkimiyetinin artmasıyla 1997’de Boeing yöneticileri de duruma kayıtsız kalmamış ve McDonnel Douglas birleşmesi olarak........
