Odysseus'u yeniden okumak: Nolan'dan önce Azra Erhat
Haftalardır Christopher Nolan’ın gösterime giren yeni filmi The Odyssey yüzünden Homeros’u ve elbette onun unutulmaz kahramanı Odysseus’u konuşuyoruz. Tabii bunun sıradan bir yapım olmadığını daha izlemeden öğrendik; kullanılan IMAX teknolojisinden oyuncu seçimlerine kadar her detayı defalarca okuduk, dinledik.
Film vizyona girdiğinde milyonlarca insan yeniden Odysseus’un peşine düştü. Salonlar doldu, sosyal medya antik çağın kahramanlarıyla çalkalanmaya başladı. Kimileri Odysseus’un ne kadar “kahraman” olduğunu tartışıyor, kimileri Nolan’ın destana ne ölçüde sadık kaldığını...
Tüm bunları heyecanla takip eden bir mitolojisever olarak ben de filmi izlemeden önce kitaplığına yönelenlerden biri oldum. Çünkü elimizde Azra Erhat ve A. Kadir çevirisiyle İş Bankası Yayınları tarafından yayımlanmış muazzam bir metin var.
“Zaten Nolan çekmiş, üç yüz küsur sayfa okuyacağıma, üç saatlik filmi izlerim” diyebilirsiniz elbette. Ama sözünü ettiğim Homeros’un Odysseia’sı tüm heybetiyle bize bir kahraman ya da kahramanlar anlatmakla kalmıyor, bu kitapta bir de nefis Azra Erhat önsözü yer alıyor.
Uygarlığımızın ilk romanı
Batının en batısından bir yönetmenin Odysseus’u filme dönüştürmesi ilgimi çekiyor elbette. Ancak bu anlatıyı bir “Akdeniz masalı” gibi ele alan Erhat’ın tespitlerini de çok değerli buluyorum. Çünkü Erhat, yıllar yıllar öncesinden Homeros’un yalnızca çevrilecek bir klasik metin değil, bu coğrafyanın ortak kültürel mirası olduğunu anlatıyor.
“Odysseia, tanrı-insan ikiliğini, bir gökte, bir yerde yansıtan bir destan değil, insan ağzından anlatılan ve insanın insan-üstü, insan-dışı varlıklarla ilişkilerine yeni yeni anlam, imge ve simgeler arayan bir romandır. Uygarlığımızın ilk romanı” diyen Erhat, şu muhteşem tanımı da yapıyor:
“Odysseia göze görüneniyle film, kafaya değineniyle romandır.”
Mesele serüven değil, insanı çözmek
Erhat’ın en çarpıcı tespitlerinden biri de şu olabilir: “İlyada bir olayın, Odysseia bir kişinin destanıdır.”
Bu ayrım ilk bakışta basit görünüyor ama aynı zamanda bütün Odysseia’yı anlamanın da anahtarı. Çünkü İlyada bir savaşın destanı; Odysseia ise savaş bitince insanın içinde başlayan yolculuğun...
Bu yüzden Erhat, eseri alışıldık anlamda bir destan olarak değil, “uygarlığımızın ilk ölümsüz romanı” olarak tanımlamış. Ona göre Odysseia konusuyla romana, kuruluşuyla filme benzer. Homeros’un yaptığı, yalnızca bir serüven anlatmak değil; insanı çözmek…
Aklın, çözümün ve sabrın kahramanı
Bu bakış açısı Odysseus’u da bambaşka bir yere taşıyor. Çünkü Odysseus, Akhilleus gibi yenilmez bir savaşçı ya da Herakles gibi insanüstü bir........
