menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Somut siyaset: Türkiye’de görüntü, ahlak ve algı rejimi

19 0
30.05.2026

Mutlak butlan sürecinin toz dumanı arasında birkaç gün önce karşıma çıkan haber, ilk bakışta sıradan bir siyasi görüntüydü: Bir parti genel merkezinin önüne konmuş iki araç ve üzerlerine yazılmış “satılık / haram” ifadeleri.

Türkiye’deki siyasal gündeme ve ahlak düzeyine alışkın biri için bu sahneler artık şaşırtıcı değil. Ama yine de bazı görüntüler, yalnızca politik değil, bilişsel bir soruyu da gündeme getiriyor: Biz siyasal olanı nasıl anlıyoruz ve bize nasıl gösteriliyor?

Türkiye seçmeni bilişsel olarak nerede? X'te gördüğüm “Bu ne ya, ilkokul düzeyi!” minvalindeki eleştiriler, beni bu yazıyı yazmaya motive eden asıl şey oldu. Kendime, "Bunu neden yapıyorlar?" diye yeniden sordum.

Bu olaylara bilişsel gelişim ve ahlaki muhakeme çerçevesinden bakmanın faydalı olacağını düşündüm. Referans aldığım düşünsel arka plan, Jean Piaget’nin bilişsel gelişim kuramı ile Lawrence Kohlberg’in ahlaki gelişim modeli. Ancak bu modelleri topluma uygulamam bir teşhis değil; sadece bir okuma biçimi ve anlama çabasıdır.

Asıl mesele şudur: Toplum gerçekten daha “somut mu düşünüyor”, yoksa siyasal alan giderek toplumu daha “somut düşünmeye zorlayan” bir yapıya mı dönüştü?

Piaget’ye göre “somut işlemler dönemi” (7-11 yaş), bireyin düşünmeyi büyük ölçüde gözle görülen nesneler üzerinden kurduğu bir evredir. Çocuk mantık yürütür ancak soyut sistemleri (hukuk, ekonomi, kurum) zihninde tam olarak bağımsızlaştıramaz; düşünce “şeyler” üzerinden ilerler.

Türkiye’de siyasal tartışmalar uzun süredir bu somutluk rejimi içinde akıyor. Siyaset; araçlar, binalar, kalabalıklar ve lider görüntüleri üzerinden konuşuluyor. Soyut olan —kurumlar, anayasal düzen, güçler ayrılığı— geri plana itiliyor (Özellikle “Türk Tipi Başkanlık Modeli” ile bu durum daha da görünür hale geldi).

CHP önünde sergilenen araçlar meselesi bu bağlamda açık bir örnektir. Burada tartışma kurumsal yapı veya süreç üzerinden değil, doğrudan nesne üzerinden yürütülüyor. Araba artık bir araç değil, bir anlam taşıyıcısıdır. “Haram” ve “yolsuzluk” gibi ifadelerle birlikte nesne, doğrudan ahlaki bir hükme dönüşür.

Bu dönüşüm önemlidir çünkü nesne, yapının yerini alır. “Bu araç neden burada?” sorusu, “Bu kurum nasıl işliyor?” sorusunun cevabını kısa yoldan verir. Bu sadece bir iletişim tercihi değil, siyasal algının nasıl kurulduğuna dair yapısal bir göstergedir.

Ahlaki çerçeve: Kohlberg ve aidiyet siyaseti

Kohlberg’in ahlaki gelişim modelinde ise “geleneksel ahlak” düzeyi, bireyin doğru ve yanlışı aidiyet ilişkileri üzerinden değerlendirdiği aşamadır. Burada ahlak, evrensel ilkelerden çok “grubun normları” ve “otoritenin sözü” üzerinden şekillenir.

Türkiye’de siyasal davranışın önemli bir kısmı bu düzeyle paralellik taşır. İnsanlar bir aktörü değerlendirirken önce şu soruyu sorar: “Bizden mi?” Bu soru........

© Bianet