Çaresizlik ruhsat değildir
Bir anne engelli çocuğunu öldürdü ve ardından kendi hayatına son verdi. Haber, ana akımda "dehşet, dram, yürek burkan olay" ifadeleriyle dolaşıma girdi. Konuya hakim olan engelli topluluklarında ise yapısal sorunları ortaya koyan çok haklı bir sistem eleştirisiyle karşımıza çıktı.
Aileler bu sorunları yıllardır anlatıyor, ne yasal düzeyde ne de uygulamada istenen noktaya gelinebiliyor. Destek mekanizmaları yetersiz; bakıma ihtiyaç duyan çocuğun tüm sorumluluğunu ebeveynler, çoğu kez de kadınlar, tek başlarına üstleniyor. Çocuk büyüyor, ebeveyn yaşlanıyor ve korkunç bir belirsizlik başlıyor: Benden sonra çocuğuma ne olacak?
Bu düşüncenin ağırlığını, bu kaygının yakıcılığını hafife almak imkansız. Ebeveynler yalnız bırakılıyor. Bu çok doğru ama konu bu kadar değil. Engelliler de yalnız bırakılıyor.
Dikkat ederseniz anlatılan yalnızca ebeveynin hikayesi oluyor. Engelli çocuk, sadece ailenin taşıdığı ağır yüklerin ve acıların bir nesnesi konumunda. Kendi iradesi dışında yaşamı sonlandırılan engelli bir kişi var burada. Elbette bu olay koşullardan bağımsız gerçekleşmedi ancak anneyi bu aşamaya getiren şartların ifşası, giderek........
