menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

COP31 öncesi su krizi: Mesele yalnızca iklim değil, eşitsizlik

36 0
24.10.2026

Türkiye’nin ev sahipliğinde Antalya’da gerçekleşecek COP31 İklim Zirvesi’ne doğru ilerlerken, küresel iklim diplomasisinin gündemi ağırlıklı olarak "yeşil finansman" mekanizmaları ve piyasa odaklı uyum fonları etrafında şekilleniyor.

Oysa iklim krizinin ve suya erişim krizinin faturası; teknik müzakere masalarında değil, fabrikalarda, hizmet sektöründe, okullarda ve dar gelirli emekçi mahallelerinde ödeniyor. İklim krizinin tetiklediği kuraklık baskısı, sanayinin denetimsiz su kullanımı ve suyun ticarileştirilme süreçleri, krizi doğrudan bir kamusal hak ve sınıf sorununa dönüştürüyor.

Su Politikaları Derneği (SPD) analizleri ve Tarım ve Orman Bakanlığı Su Yönetimi Genel Müdürlüğü (SYGM) verilerine göre, Türkiye'de kullanılabilir su kaynaklarının yaklaşık u-78'i tarımsal sulamada, 'i sanayide, kalanı ise evsel tüketimde kullanılıyor.

Sanayi havzalarında Organize Sanayi Bölgelerinin (OSB) yeraltı su rezervlerini denetimsiz kuyularla tüketmesi ve yetersiz arıtma altyapıları, yüzeysel ve yeraltı su kalitesini düşürüyor.

Türkiye genelinde kent içi şebeke sularındaki kayıp-kaçak oranlarının ortalama 3 ile 8 seviyelerinde seyretmesi, altyapı yetersizliğini gözler önüne seriyor. İletişim hatlarındaki altyapısal eskime ve artan arıtma maliyetleri şebeke suyunun içilebilir niteliğini zayıflatırken; kademeli artan tarifeler ve kayıp-kaçak maliyetlerinin faturalara yansıtılması dar gelirli haneleri ambalajlı su pazarına mahkûm ediyor ve "kentsel su yoksulluğu" yaratıyor.

Tarihsel sürece bakıldığında, Anadolu ve Osmanlı geleneğinde su hiçbir zaman ticari bir mal olarak görülmedi; "hayrat" anlayışıyla su vakıfları, çeşmeler ve sebiller aracılığıyla halka ücretsiz sunulan kutsal bir kamu hizmeti kabul edildi.

Cumhuriyet'in ilk yıllarında da bu kamusal miras, devlet ve belediyeler eliyle yürütülen ücretsiz ve erişilebilir altyapı hamleleriyle sürdürüldü. Ancak günümüzde suyun kamusal bir hizmet olmaktan çıkarılıp piyasalaştırılması, toplumumuzu tarihsel su kültürümüzün ve kamusal hak anlayışımızın tam aksi bir noktaya taşıdı.

Nitekim şebeke altyapısındaki bu nitelik kaybı........

© Bianet