menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Merdan Yanardağ 1 yıldır Silivri'de: Enseyi karartmayın, gazeteciler özgür bir ülke için direnmeli

12 0
28.10.2026

TELE1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ, hakkında hiçbir somut delil gösterilmeden ve ifadesi dahi alınmadan "siyasal casusluk" suçlamasıyla tutuklanmasının üzerinden tam bir yıl geçti.

Bu bir yıllık süreçte Yanardağ, Silivri Cezaevi’nde mücadeleye ve yazmaya devam ediyor. AKP iktidarının medya üzerindeki baskı politikalarını, TELE1’e yönelik operasyonun perde arkasını, cezaevi koşullarını ve Türkiye’deki gazeteciliğin geleceğini değerlendiren Yanardağ, iktidarın "darbe hukuku" uyguladığını vurgularken meslektaşlarına ve kamuoyuna kararlılık mesajı veriyor: “Enseyi karartmaya, moralimizi bozmaya gerek yok. Özgür ve demokratik bir ülke için gazeteciler direnmeli.”

“Tam anlamıyla darbe hukuku uygulanıyor”

“Siyasal casusluk” davasını ve bu davanın TELE1’e yönelik müdahaleyle ilişkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Tutuklu yargılandığım “siyasal casusluk” davası, deyim yerindeyse beşinci sınıf bir kumpas. Açık yalana ve fütursuz iftiraya dayalı bir yargılama. Asıl amacın TELE1 haber kanalına el koymsk beni ve arkadaşlarımı susturmak olduğu açık.

Daha önceki davalardan farkı, sahte ve düzmece de olsa bir kanıt gösterilmemesi. Dahası, asıl amaç ve siyasal niyet neredeyse açıkça ortaya konuluyor. Uygulanan hukuk, düşman hukuku bile değil. Suçlamalar somut kanıtlara ve tanıklıklara dayanmadığı gibi, akla ve mantığa uygun bir savunma zemini de sunmuyor. Tam anlamıyla darbe hukuku uygulanıyor.

İddianamede temel vatandaşlık haklarını kullanmak suç sayılıyor. Seçimlere katılmak, seçim kazanmak, bir adayı desteklemek ve bu yönde yayın yapmak suç kabul ediliyor. Demokratik hak ve özgürlüklerin iktidara karşı muhalefet amacıyla kullanılması yasaklanmak isteniyor. Olay bundan ibaret.

Özetle, Erdoğan ve AKP iktidarına karşı siyaset yapmak, muhalefet etmek belli sınırlar içinde tutulmak ve kontrol edilmek isteniyor. Muhalefet yapmak suç sayılmaya kalkışılıyor.

Hakkınızdaki iddiaları trajikomik buluyor musunuz?

Benim yargılandığım dava dosyadaki tek kanıt, Kemal Kılıçdaroğlu ile yaptığınız canlı yayının kaydı. Yayının tarihi 22 Haziran 2023; yani seçimlerden yaklaşık bir ay sonrası.

İddia, program sırasında Kılıçdaroğlu’nu fazlasıyla sıkıştıran sorular sorarak onu zor duruma düşürmek. Böylece Ekrem İmamoğlu lehine ve Özgür Özel’den yana olumlu, yanlı bir siyasal atmosfer yaratıp İmamoğlu’nun CHP’nin 38. Kurultayı’nı kazanmasını sağlamak; ardından İstanbul seçimlerinin kaybedilmesinin yolunu açarak Türkiye’de iktidar olması için çalışmak. Şaka gibi ama iddianamede aynen böyle yazmışlar.

Asıl trajikomik olan, bütün bunları dış güçler adına yaptığımın ileri sürülmesi. Açıkça belirtilmiyor ama İngiltere kastediliyor.

TELE1’i de bu amaçla kullandığım iddia ediliyor. Ancak Türk Ceza Kanunu’nun casusluk suçunu düzenleyen 328. Maddesi’ndeki unsurların hiçbiri iddianamede yok.

Yabancı bir ülkeye ya da istihbarat örgütüne çıkar karşılığında ve casusluk saikiyle verilen bir belge de yok aynı amaç ve yöntemle elde edilip aktarılan bir bilgi de yok. Durum böyle olunca, iddianamede, yabancı bir devletin veya istihbarat örgütünün bulunmadığı bir casusluk ilişkisi tarif edilmeye çalışılıyor. Bu u iddialar, hukuki dayanaktan yoksun.İronik, hatta absürt bir savunma yaptım. Kopuş savunma denilecek gürden bir savunma yaptım. İddianameyle dalga geçtim, savcıların yemek yeme programları ve benzeri etkinlikleri üzerinden örnekler verdim. Çünkü ortada yumurtasız omlet yapmaya kalkışmak gibi bir durum var. TCK’nin 328. Maddesi’ne göre suçun unsurlarını ortaya koyamıyorlar. Somut kanıtları olmadığı için yabancı devlet veya istihbarat örgütü olmadan da siyasal casusluk yapılabileceğini öne sürüyorlar. Nereden bakarsanız bakın, bu bir saçmalık ve hukuk rezaleti. Davada hukuk da yok, hukuk ahlakı da.

Yabancı bir ülkeye ya da istihbarat örgütüne çıkar karşılığında ve casusluk saikiyle verilen bir belge de yok aynı amaç ve yöntemle elde edilip aktarılan bir bilgi de yok. Durum böyle olunca, iddianamede, yabancı bir devletin veya istihbarat örgütünün bulunmadığı bir casusluk ilişkisi tarif edilmeye çalışılıyor. Bu u iddialar, hukuki dayanaktan yoksun.

İronik, hatta absürt bir savunma yaptım. Kopuş savunma denilecek gürden bir savunma yaptım. İddianameyle dalga geçtim, savcıların yemek yeme programları ve benzeri etkinlikleri üzerinden örnekler verdim. Çünkü ortada yumurtasız omlet yapmaya kalkışmak gibi bir durum var. TCK’nin 328. Maddesi’ne göre suçun unsurlarını ortaya koyamıyorlar. Somut kanıtları olmadığı için yabancı devlet veya istihbarat örgütü olmadan da siyasal casusluk yapılabileceğini öne sürüyorlar. Nereden bakarsanız bakın, bu bir saçmalık ve hukuk rezaleti. Davada hukuk da yok, hukuk ahlakı da.

Bu yanı ile 12 Eylül 1980 darbesinin askeri mahkemelerinden bile daha kötü bir tablo ortaya koyuyor. Bunu biliyorum; 12 Eylül döneminde dört ayrı davada yargılandım. O dönemde sınırsız baskı, devlet terörü, işkence ve idamlar vardı. Ancak AKP rejimiyle karşılaştırıldığında, o dönemin mahkemeleri biçimsel hukuka daha uygundu. Bu kesin.

Olayın bir de komik tarafı var: Savcılığın kanıt diye sunduğu Kemal Kılıçdaroğlu programının yapıldığı Haziran 2023’te, yaptığımız diğer programların en az sekizinde İmamoğlu’nu eleştirmişim. Üstelik bu eleştiriler yer yer oldukça sertti. Programlardan birini de Kılıçdaroğlu yayınının ertesi günü, 23 Haziran’da yapmışız. Avukatlarım bu programların dökümlerini ve videolarını mahkemeye sundu. Komediye bakar mısınız? Ortada tam bir rezaleti var.

TELE1’e el konulması ve benim tutuklanmam —24 Ekim’de bir yıl oldu— Özgür Özel’in “19 Mart darbesi” olarak tanımladığı sürecin baskı stratejisinin etaplarından biridir. Bu nedenle sıradan bir medya operasyonu olmanın ötesine geçen bir anlamı da var.  Medya ortamına yönelik bu dikey ve ölçüsüz müdahale bir yol açmak hedeflendi.

TELE1’e el konulması ve tutuklanmanız, basını susturmaya yönelik bir operasyon olarak değerlendiriliyor. Siz bu süreci nasıl yorumluyorsunuz?

Eğer TELE1’e el konulduğu ilk dönemde daha etkin ve geniş çaplı bir tepki gösterilebilseydi, Türkiye’nin demokratik güçleri bunu başarabilseydi Halk TV’ye bu kadar kolay el konulamazdı.

Elbette tepki gösterildi; çok etkili dayanışma eylemleri yapıldı, etkinlikler düzenlendi. Bunların tümüne teşekkür ediyorum. Ancak tepki yeterli değildi. TELE1’e el konulmasının ilk döneminde, tatilde düzenlenen danışma ve protesto toplantıları da vardı.

Başta basın meslek örgütlerimiz olmak üzere emeği geçen herkese ve etkinliklere katılanlara teşekkür ediyorum.

İkinci sorunuz üzerinden daha somut bir değerlendirme yaparsak, bizim dava dosyamızda da görüldüğü gibi, iktidara karşı siyaset yapmak son davalar üzerinden oluşturulacak Muhalif basını yasaklanmaya ya da........

© Bianet