menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Türkçe pop neden Korelileşiyor?

38 0
saturday

Türkçe pop müziğin tarihsel omurgası, kendi yaşam öyküleri üzerinden kitlelerin ruhlarına ayna tutan şarkıcı/şarkı yazarları tarafından inşa edildi.

Fikret Kızılok’un kentli ozan kimliğiyle Anadolu’nun melankolisini şehre taşıması, Sezen Aksu’nun doğduğu coğrafyanın kültürel izlerini evrensel bir müzikaliteyle birleştirmesi tesadüfi başarı hikâyeleri değildi. Bu isimlerin omuzlarında büyüyen miras, Nilüfer’in edebi metinleri stadyum marşlarına dönüştürmesine; Yıldız Tilbe’nin taşranın acısını ana akım popun merkezine taşımasına zemin hazırladı. Serdar Ortaç’ın 90’lar sonu ve 2000’ler başındaki sokak ritimlerini hitler hâline getirmesi veya Onur Özdemir’in alternatif sahne müziğini ana akım popun sofistike ritimleriyle birleştirmesi bu etkileşim zincirinin doğal bir sonucu oldu.

Farklı kültürel disiplinlerden, apayrı janrlardan gelen bu yaratıcılar, sadece kendi şarkılarını yazmakla kalmadılar; popüler müziği bir eğlence aracı olmaktan çıkarıp kalıcı bir kültürel mirasa dönüştürdüler.

Fakat günümüz Türkçe pop müziğine bakınca, anlatıcıların yavaş yavaş hafızalardan silindiğine ve yerlerini bir seri üretim makinesinin aldığına şahit oluyoruz. Sahici insan hikâyelerinin yerini, müziği bir veri mühendisi gibi ele alan dar bir çevrenin üretimleri almış durumda.

Yapay zekâ destekli yazılımların stüdyolara girmesiyle, söz yazarlığı insan ruhundan kopartılarak algoritmaların etkisi altına girdi. Kültürel ve edebi kaygıların yerini pazarlama istatistikleri, arama motoru optimizasyonları, anahtar kelimeler ve yapay kancalar aldı. 

Dinleyiciyle organik bir ilişki kurabilen, ona bir ömür boyu eşlik etme potansiyeli taşıyan destansı balladların, hikâye anlatan kompozisyonların zamanı geçmiş gibi görünüyor. Piyasaya yön veren yeni taşıyıcı enerji, algoritmik olarak optimize edilmiş, hiçbir müzikal risk barındırmayan, 4/4’lük standart kalıpların etrafında şekilleniyor.

Oysa şarkı yazarlığının kökleri, algoritmaların sığ metriklerine hapsedilemeyecek kadar derin bir anlatı geleneğine dayanır. Hızlı tüketime kurban edilen bu sanatsal ifade biçimi, aslında insanlık tarihinin en köklü hikâye anlatıcılığı araçlarından biridir.

Şarkı yazarlığı ve edebiyat arasındaki bu organik bağın evrenselliği, Bob Dylan’a 2016 Edebiyat Nobel Ödülü’nün verilmesiyle küresel bir meşruiyet kazandı; nitelikli söz yazarlığının çağdaş edebiyatın en önemli formlarından biri olduğu kanıtlandı.

Bir eski resim duvarda

Belki Beti, belki Pola Markiz’de oturmuş, sakin

Seyrediyor zamanı gözlerinde tozlarla Günlerden güz, mevsim sepya

Bir tüy kalemle çizilmiş bekler “Bir hayat daha olmalı” der gibi Kahverengi tonlarda, uykularda Ah, bu ne sevgi, bu ne ıstırap........

© Bianet