Yugoslavya dağılırken Üsküp: ‘Geçmişin Kokusu’
TRT 2’nin her ay oldukça zengin sayılabilecek, dünya sinemasından örnekler sunan, ilgi çekici bir film seçkisi oluyor. Açıklanan film listelerinde, bilindik bilinmedik onlarca film karşımıza geliyor, doyurucu bir festival havası soluyor ve yedinci sanatın renkleriyle buluşuyoruz. Aynı kaliteyi TRT’nin doğrudan yapımcı ya da ortak yapımcı olduğu yerli filmlerden de beklemek hakkımız diye düşünüyorum. Çıta fazla düşürülmemeli.
Geçen salı akşamı İstanbul’da düzenlenen galasında seyrettiğim “Geçmişin Kokusu”, Serkan Özarslan’ın yönettiği bir TRT ortak yapımı. Kendi adıma pek tanımadığım, öncesinde düşük bütçeli sinema filmleri ve televizyon projeleri yaptığı bilinen Özarslan, “Geçmişin Kokusu”nda dağılma sürecindeki Yugoslavya’ya, Üsküp’e götürüyor seyirciyi.
TÜRKLERİN GİZLİ ARŞİVİ
Ana karakter, ayakkabı kalfası olan Salih. 500 yıllık aile evinde annesiyle birlikte yaşıyor ve bir “sır” olarak, dedesinin kendisine devrettiği, bölgede yaşayan Türklerin doğum-ölüm tarihleri ve her türlü kaydının tutulduğu geniş bir arşiv barındırıyor. Bosna’da Müslümanlara yönelik katliamlar artarken Salih de arkadaşlarıyla birlikte mahallesinin ve Üsküp’ün güvenliğini sağlamaya, peşine düşenlerden arşivi korumaya çalışıyor. Bir gizli teşkilatlanma olduğunu anlıyoruz. Uzun zamandır görmediği çocukluk aşkı Elena’nın bir sivil toplum kuruluşunun mimari-kültürel projesi için Avrupa’dan çıkıp gelmesi, artan güvensizlik ortamında, gönlünde titreşimler yaratıyor. Ama aşka vakit yoktur! Çatışmaların arttığı, bölgedeki politik ve sosyal kırılmaların kişisel hayatlara yansıdığı süreçte Salih hem geçmişteki duygularıyla hem de Elena’nın da bir temsilcisi olup olmadığını bilmediği karanlık güçlerle yüzleşmek zorunda kalıyor. Geçmişten gelen koku, Osmanlının ve Bosna’daki soydaşlarına yardım etmek için harekete geçen Türkiye’nin de kokusudur aynı zamanda.
ASILI KALAN ANLATI
Başrollerini Görkem Sevindik ve Gülsim Ali’nin paylaştığı, Emir Benderlioğlu’nu da önemli bir rolde izlediğimiz “Geçmişin Kokusu”, geçen yıl seyrettiğimiz Haktan Özkan imzalı “Güneşin Karanlığında Kosova” gibi, Balkanlar’da olmuş bitmişe bir “Türk cevabı” niteliğinde bir film. Ancak ne yazık ki dramatik açıdan da aksiyon sahneleriyle de oldukça zayıf kalmış, oyuncuların tüm iyi niyetlerine rağmen oyun gücünün alt seviyelerde seyrettiği, hikâyenin inandırıcılıktan uzak kaldığı bir yapım var karşımızda. Serkan Özarslan, niyet edilen dramatik ve tarihsel derinliğe ulaşmakta zorlanan, yer yer parlak fikirler barındırsa da bunları sinemasal olarak işleyemeyen bir filme imza atmış. Senaryo, hikâyenin arka planını yansıtmakta fazla güçlük çekiyor ve kopukluklar hemen dikkat çekiyor. Yugoslavya’nın dağılması, Çetnik saldırıları, Üsküp’e yansıyan gerilim, göçmenler, direniş vb. yoğun bir tarihsel kırılma, “Geçmişin Kokusu”nun genel atmosferini oluşturuyor ama bu atmosfer karakterlerin iç dünyasına yansıyamıyor. Sonuçta ortaya çıkan şey, ne tam anlamıyla politik bir film ne de güçlü bir karakter draması. İkisi arasında asılı kalan bir anlatı denemesi söz konusu. Daha düzgün ve rafine yazılmış bir senaryo, daha derinlikli karakterler, daha dinamik bir kurguyla olabilirmiş belki ama bu haliyle olmamış. Yüzeysel diyaloglar, tekrar eden sahneler, görmelere seza silahlı çatışmalar derken, kapanış sahnesinde uzun uzun Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’u görmemiz de işin tuzu biberi oldu. Filmin Üsküp’te Türkiye genelinden çok daha fazla ilgi göreceğine eminim.
