menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Süt ve sağlık: Kanıtın gürültüde kaybolduğu nokta

9 0
monday

Türkiye bir zamanlar süt ülkesi olma potansiyelini dünyada söz sahibi olma yolunda ilerletirken bugün kişi başı süt tüketiminde birçok ülkenin gerisinde. Ne oldu da süt, bardağımızdan bu kadar sessizce çekildi?

İlk nedenlerden biri, sütle kurduğumuz ilişkinin çocuklukta başlayıp orada kalması. Süt, çoğumuz için okul çağlarının bir içeceği; büyüdükçe yerini çaya ve kahveye bırakıyor. Oysa yaşamın her döneminde sütün içerisindeki besin ögelerine ihtiyacımız devam ediyor ancak yetişkinlikte süt içmek genellikle yanlış bilgi ve algılar nedeniyle tercih edilmiyor.

Sokak sütü mü kutu süt mü tartışmaları, katkı maddesi korkusu, ‘doğal mı, değil mi?’ sorgulamaları tüketiciyi kararsız bırakıyor. Bu noktada şeffaflık ve doğru bilgilendirme elbette kritik. Ekonomik boyut da giderek daha belirleyici hale geliyor. Artan gıda fiyatlarıyla birlikte süt, birçok hanede ‘temel ama ertelenebilir’ ürünler listesine kayıyor. Özellikle çocuklu ailelerde bu durum beslenme kalitesini doğrudan etkileyebiliyor. Maalesef bir zamanlar çocuklarımızda beslenme yetersizliklerine bağlı gözlenen bodurluk riskinin, artan temel besin fiyatlarına bağlı olarak yeniden gündeme gelebileceği tartışılmakta.

ZARARLI OLDUĞU İDDİASI

Bir de sosyal medyanın etkisi var. ‘Süt zararlıdır’, ‘yetişkinler süt içmemeli’ gibi iddialar hızla ve kontrolsüzce yayılıyor. Özellikle ‘inek sütü insan için uygun değildir’, ‘süt iltihap yapar’, ‘süt kanseri besler’ gibi ifadeler sıkça karşımıza çıkıyor. Bu tür genellemelerin büyük kısmının güçlü bilimsel kanıtlarla desteklenmediğini net şekilde söylemek gerekir.

Bilimsel literatüre bakıldığında, süt ve süt ürünlerinin sağlıklı bireylerde dengeli tüketildiğinde zararlı olduğuna dair tutarlı bir kanıt yoktur. Aksine, birçok çalışma süt ürünlerinin kemik sağlığı, kas kütlesi ve genel beslenme kalitesi üzerinde olumlu etkilerini göstermektedir. Elbette süt alerjisi veya laktoz intoleransı gibi özel durumlar bu genellemenin dışındadır ancak beslenme ile ilgili konularda ve tabi ki süt tüketimi özelinde bireysel durumları tüm topluma genellemek, bilimsel bir yaklaşım değildir.

‘ZİRVE KEMİK KÜTLESİ’ İÇİN

Süt, kalsiyumun en iyi biyoyararlanımına sahip kaynaklarından biri olmasının yanı sıra, içerdiği fosfor ve protein ile kemik mineralizasyonunu destekler. Çocukluk ve ergenlik döneminde yeterli süt ve süt ürünü tüketimi, ‘zirve kemik kütlesinin’ oluşması açısından belirleyicidir. Bu dönemde yapılan eksikler, ileri yaşta telafisi zor kayıplara dönüşebilir.

Ancak konu sadece çocuklarla sınırlı değil. Yetişkinlikte ve özellikle menopoz sonrası dönemde hızlanan kemik kaybı osteoporoz riskini artırırken, düzenli kalsiyum (ve D vitamini) alımı kritik hale gelir. Süt tüketiminin azalması, uzun vadede kırık risklerinin artmasıyla ilişkilendirilebilir. Yani bugün içilmeyen her bardak süt, aslında gelecekteki kemik sağlığından küçük bir ödün anlamına gelebilir.

Süt, doğru koşullarda üretildiğinde ve bireysel toleransa uygun tüketildiğinde değerli bir besin kaynağıdır. Sokak sütünün riskli mikroorganizma, patojen bakteriler ve soğuk zincirin korunması aşamalarında her zaman için riskli bir kaynak olduğunu unutmamak gerekli. Sütün mikrobiyolojik açıdan güvenli bir kaynak olmasını sağlayan ısıl işlem tekniklerinin sağlıklı bireyler için kanıtlanmış ve bilimsel verilerle ispatlanmış bir zararı yoktur. Sanırım düşünülmesi gereken sütü gerçekten bıraktığımız mı, yoksa sadece ona dair güvenimizi ve alışkanlığımızı kaybettiğimiz mi?


© Aydınlık