Olmayan bir ada aranıyor
Yaklaşık elli senedir Türkiye’nin ve dünyanın sanat ve siyaseti ile uğraşan biri olarak, yazılı çizili o kadar şey toplamışız. Dün, evin deposundaki on kadar kutunun içindekileri karıştırdık. Binlerce konser afişi, çalacağımız şarkıların basılı listeleri, konserler hakkında Amerikan ve Hint gazetelerinin kupürleri... Velhasılı, elli yıllık hayatın şahitleri, kutuların içinden bize bakıp kaldılar.
Bunların arasında, bir gazete kupürü en çok dikkatimizi çeken şey oldu. Bu, Milliyet gazetesinin 4 Temmuz 1982 sayısının ikinci sayfasındaki, Haldun Taner’in köşe yazısı idi. Başlığı “Bir Ada Arıyorum” olan bu yazıyı, 12 Eylül Darbesi’nin karanlık günlerinde, kendimize de bir ışık tutar diye kesip saklamışız sanırım. Elbette ne kadar ışık tutup, o kapkaranlık günlerde ne kadar hayatımıza yol gösterdi, şimdi hatırlayıp değerlendiremiyoruz. Ama rahmetli Haldun Taner’in daha 1982’de aradığı adayı, bugün bile belki de daha şiddetle arayanlarımızın ne kadar da çok olduğunu düşününce, bu yazıyı yeniden ziyaret etmemiz gerektiğine karar verdik. Bir taraftan da, aradan geçen 44 upuzun senenin, aslında bir ülkenin hayatı açısından, hiç te o kadar uzun olmadığının farkına varıp, garip bir déjà vu haline düştük.
SUYU ARAYAN ADAM GİBİ
Sevgili Haldun Taner, ne mi demekteydi bu 1982 yazısında? Kısaca bakalım ve bizim günlerimiz ile karşılaştıralım. Ve “Batı cephesinde de, Doğu cephesinde de yeni birşey yok!” diyelim:
“Bir ada arıyorum. Sen ben kavgasından uzak. İnce hesaplardan. Bir ada ki, ona gelen unutsa adını, mesleğini, bencil ihtiraslarını. Soyunsa kinlerden, hasetlerinden bir bir. Yeterince yer olduğundan kelli güneşin altında, denizde ve kıyıda, kimsenin gözü olmasa başkasının yerinde. Uzanıp........
