Yemen, Mekke İttifakı’nı nereye götürüyor?
Ensarullah ile Suudi Arabistan arasında son haftalarda şiddetlenen çatışmalar, Mekke İttifakı’nın ABD ve İsrail’le birlikte İran’ın karşısında konumlanacağı yorumlarını yaygınlaştırdı. Oysa bu değerlendirme, dünyada ve Batı Asya’da ortaya çıkan yeni güç dinamiklerini eski ittifak kalıplarıyla okuma alışkanlığından kaynaklanıyor. Yemen çatışması, Mekke İttifakı’nı İran karşıtı bir cepheye dönüştürmek yerine, bölgesel sahiplenme temelinde İran’ın da gelecekte dahil olacağı geniş bir güvenlik düzeninin gelişmesi için uygun bir zemin oluşturabilir.
TEMEL DİNAMİK
Dünya düzeninin değiştiği bir geçiş dönemindeyiz. Günümüzde öncekinden farklı yeni dinamikler ortaya çıkmasına rağmen eski ittifak mekanizmaları tümüyle ortadan kalkmış değil. Önemli fark, bu mekanizmaların hegemonyacılık açısından eski işlevlerini aynı ölçüde yerine getirememesi. Atlantik İttifakı’nın zayıflaması ve ABD’nin hegemonyacı dayatmalarının daha az etkili hale gelmesi, önceden ABD ile sıkı bölgesel ortaklık içindeki Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan gibi ülkelerin kendi çıkarları doğrultusunda daha bağımsız hareket edebilecekleri alanı genişletiyor. Burada mesele, ABD ile mevcut ittifak ilişkilerinin sona ermesi değil; bu ilişkiler sürerken ülkelerin kendi gündemlerini belirlemeleri ve ABD’nin bölgedeki belirleyici konumunun zayıfladığı koşullarda bölgesel güvenlik alanındaki karar ve inisiyatifin giderek bölge ülkelerine kayması. Mekke İttifakı bu dönüşümün somut ürünlerinden birisi. İttifakı eski ABD merkezli sistemin yeni bir biçimi olarak değerlendirmek, kuruluşundaki temel dinamiği gözden kaçırıyor.
İSRAİL’İN GÖRDÜĞÜ FIRSAT
Yemen krizi bu dönüşümün önemli sınama alanlarından birisi. İsrail, Riyad’ın Yemen’deki sıkışmışlığını, Suudi Arabistan’ı İran’a karşı konumlandırıp kendi yanına çekmek için bir fırsata dönüştürmeye........
