Küresel kumarhanede son perde
Küresel kapitalist sistem, İkinci Dünya Savaşı sonrasında Bretton Woods’ta (doların altına endekslenerek küresel rezerv para ilan edildiği sistem) inşa edilen dolar hegemonyası üzerine kurulmuştur. On yıllar boyunca Washington, karşılıksız bastığı yeşil kâğıtları dünya halklarının emeği ve üretimi karşılığında piyasaya sürerek devasa bir sömürü mekanizması işletmiştir. Ancak tarihin hiçbir döneminde asalak yapılar sonsuza kadar ayakta kalamamıştır. Bugün, küresel borsa spekülatörlerinin ve tekelci finans kapitalin komuta merkezi olan Wall Street ve Washington ittifakı, kendi yarattıkları borç sarmalının içinde sıkışmış durumdadır. Küresel piyasalarda son dönemde yaşanan sert çalkantılar, Asya borsalarındaki dalgalanmalar ve bilhassa Japon yeni üzerinden yürütülen uluslararası operasyonlar, sıradan bir piyasa düzeltmesi değildir. Karşımızda duran tablo, Atlantik sisteminin en büyük dayanağı olan ABD tahvillerini ve dolar saltanatını ayakta tutabilmek için müttefiklerini dahi feda etmeye hazır bir emperyalist merkezî yapının can havliyle çırpınışıdır.
ABD TAHVİL PİYASASININ KIRILGANLIĞI
Bugün ABD ekonomisi, üretim yeteneğini büyük ölçüde yitirmiş, sanayisini finansallaşmanın çarklarına kurban etmiş ve tamamen borçlanmaya dayalı bir asalaklık modeline geçiş yapmıştır. Washington yönetimi, her yıl trilyonlarca dolarlık bütçe açığı vermekte ve bu açığı kapatabilmek için sürekli olarak yeni Hazine tahvilleri ihraç etmektedir. Bu tahvillerin en büyük yabancı alıcılarının başında ise tarihsel olarak Washington’un Asya-Pasifik’teki en sadık müttefiki olan Japonya gelmektedir. Japonya, elinde bulundurduğu yaklaşık 1 trilyon doların üzerindeki devasa Amerikan devlet tahvili stokuyla küresel borç piyasalarının en kritik aktörüdür.
Ancak son dönemde Japon yeninin dolar karşısında son kırk yılın en agresif değer kaybını yaşaması, dolar/yen paritesinin psikolojik eşik olan 160 seviyesine (1 doların 160 yen etmesi noktasına) kadar tırmanması Tokyo’yu ciddi bir likidite krizine sürüklemiştir. Kendi ulusal para birimini korumak ve yendeki erimeyi durdurmak isteyen Japonya Merkez Bankası’nın önündeki en doğal ve rasyonel seçenek belliydi: Elindeki Amerikan Hazine tahvillerini paraya çevirmek, yani satmak, elde ettiği dolar likiditesiyle de piyasadan yen toplayarak kendi parasını desteklemek.
İşte ABD’nin en büyük kâbusu tam bu noktada baş göstermiştir. Borç sarmalına batmış bir Amerikan ekonomisinde, en büyük tahvil yatırımcısının elindeki yüz milyarlarca dolarlık stoku piyasaya boca etmesi, tahvil fiyatlarının çökmesi ve faizlerin kontrolsüz biçimde fırlaması anlamına gelecekti. Bu durum, Amerikan Hazinesi’nin borçlanma maliyetlerini katlayacak, zaten sallantıda olan bankacılık sistemini vuracak ve doların küresel güvenilirliğine öldürücü bir darbe indirecekti. Washington, kendi batışını engellemek adına derhal harekete geçmek zorundaydı.
PİYASAYI DEĞİL ABD TAHVİLLERİNİ KURTARDILAR
Ağustos ayında tüm dünya medyasının “piyasalara istikrar kazandırmak amacıyla yapılan nadir koordineli........
