Tekinsizlik
Posthümanist sanata dair sergi salonlarında edinilen ilk izlenim tekinsizliktir. David Altmejd’in yoga pozunda oturan, tavşan kulaklı devasa figürünü düşünelim ya da Patricia Piccinini’nin plastik atıklarla beslenen yaratığını… Uffe Isolotto’nun kentaur ailesini de düşünebiliriz ya da Pierre Huyghe’in Fukushima’da çektiği videoda terk edilmiş bir mekânda restoran personelinin hareketlerini taklit eden, yüzüne maske takılmış maymunu... Bu imgelerin ortak yanı, kasıtlı saçmalıklarıdır. Hatice Doğan’ın “İnsan olmanın anlamı ve anlamsızlığı: Posthümanist sanatın Romantik estetiği” makalesinde aktardığına göre Altmejd kusursuz sanat nesnesini aynı anda hem baştan çıkarıcı hem de itici olan bir şey olarak tanımlıyormuş. Yani beklediği, saçmalığın bir etkiye dönüşmesi.
Dikkat ederseniz söz konusu imgelerin malzemeleri gündelik hayatın içinden. Piccinini’nin yaratığı, modern toplumun ürettiği çöpü yiyen ve plastiği sindiren bir metabolizmaya sahipmiş. Huyghe’in maymunu, restoran personelini izleyerek öğrendiği görevleri yerine getiriyormuş. Sanatçı bu parçaları, onları birbirine bağlayan üretim, mülkiyet ve emek ilişkilerinden almış, sonra hibrit bir bedende yeniden yan yana getirmiş. Ve bütün bu süreç gerçekliğin kendi saçmalığıymış. Hatice Doğan bu duyguyu anlamsızlık ve yabancılaşma diye adlandırıyor ve Romantizmin ortak paydasını burada buluyor.
KİM GÜVENDE
Hatice Doğan, Kant’ın yücesini anlatırken yüce duygusunun koşuluna da değiniyor: Korku uyandıran doğal olaylar karşısında güvende olduğumuzu, yıkımdan zarar görmeyeceğimizi biliyorsak, korkuya bir tür huzur ve keyif eşlik eder. Yücenin hazzı, tehlikenin uzaktan duyulmasına bağlıdır. İmgesini seyrettiğimiz felaketin dışında olmamız gerekir. Bu ölçütü posthümanist sanata da vurabiliriz. Ama o zaman şu soruyu sormamız gerekir: Kim........
