menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ve Kontak Kapandı: Mustafa Pancar

24 1
12.02.2026

Ressam Mustafa Pancar’ı 62 yaşında kaybettik. Kırk yılı aşkın arkadaşlığımız, onun hakkında bir şeyler yazma yazma isteği yarattı. Pancar denince akla ilk gelen, Hafriyat Grubu ve kente dair söylemleri olur. Ama bu yazımda bu konuları ele almayacağım. Zaten Hafriyat Grubu’nun kataloglarında yeterince yazdım. Burada, Pancar’la kesişen zamanlarımızı ve yol ayrımlarımızı anlatmak istiyorum.

Pancar’la ilk karşılaşmam, 1980’li yılların başında deneysel sanat çalışmaları için bir şeyler yapmaya çabaladığımız zamanlara rastlar. Pancar’ın da içinde olduğu 20–30 kişilik Akademili bir öğrenci grubuyla, Brecht’in epik tiyatrosundan esinlenerek deneysel sahne, absürt sahne gibi çalışmalara yöneldik. Sokakta, okulda, apartman pencerelerinde performanslar sergiliyorduk.

Uzun süre okulun amfilerinde çalıştıktan sonra pantomime karar kıldık. Ardından pantomim çalışmaları başladı ve kalabalık bir gruptan elene elene geriye birkaç kişi kaldık. O eleme sürecinden sonra Pancar’la yollarımız ilk kez ayrıldı.

Okul yıllarımızda birçoğumuz hem okuyup hem de yeteneğimizi kullanarak para kazanmaya çalışıyorduk. Pancar da para kazanabilmek için benim gibi tabelacıda çalışırdı. O dönemlerde bilgisayar ve yazıcı teknolojileri olmadığı için tabelalar tamamen el işçiliğiyle yapılırdı. Okulu bitirdikten sonra okul arkadaşım Ömer’le bir atölye tutmuş, zaman zaman bir ajansın taşeronu olarak Kuştepe’deki atölyemizde bu tür işler yapıyorduk.

Bir gün Adalar Belediyesi tarafından ısmarlanan yüklü bir bez afiş siparişi geldi. Otuz–kırk adet büyük beze çevreci sloganlar yazılacaktı. Ancak süre çok kısaydı ve sadece iki kişiydik. Aklımıza hemen resim bölümünde tabela deneyimi olan arkadaşlarımız geldi. En güvendiğimiz Mustafa Pancar’dı. Birkaç kişi daha çağırıp hemen çalışmaya başladık. Ancak, afişleri yazdıkça işi zamanında yetiştiremeyeceğimiz ortaya çıktı. Pancar’ın aklına bir fikir geldi: Benzer sloganları yazacağımız bezleri üst üste koyacak ve üstteki boyanın alttaki beze geçmesini sağlayacaktık. Böylece alttaki bezin yazı şablonu hazır olacaktı. Fikir hepimize çok parlak geldi ve işe koyulduk. Ancak işler ters gitti. Boyalar alttaki beze kustu ve istemediğimiz lekeler oluştu. Pancar, resim yaparken sabırlıydı, ama sıkıcı işlere hiç tahammülü yoktu. Her fire verişimizde küfrü basıp fırçayı yere fırlatıyor; zemine çarpmanın etkisiyle sıçrayan boyalar, sanki Jackson Pollock’un sıçrattığı seçkin lekeler gibi bez afişlerin üzerine yayılıyordu. Damlalar çoğaldıkça işi yetiştirme umudumuz da tükeniyordu. Afişler puantiyeli kumaşlara dönmüştü. Noktalar için bir çare bulmamız gerekiyordu. Aklımıza bir parlak fikir daha geldi; Açık havaya asılacak afişlere, rüzgârdan yırtılmasın diye delikler açılırdı. Biz de bütün afişlere “rüzgâr delikleri” açtık ve bez afişleri bitirdik. Ancak delikler biraz fazla olmuştu.

Sonunda bez afişleri ajansa teslim ettik ve Adalar Belediyesi’nden gelecek paranın hayalini kurmaya başladık. Bir hafta sonra ajansın patronu geldi, ama pek keyifli değildi. Verdiğimiz bez afişleri önümüze attı ve hiçbir şey söylemeden çekip gitti. Sonradan öğrendik ki Adalar Belediye Başkanı, “Ben sizden bez afiş istedim, elek değil,” diyerek afişlerin hepsini geri........

© Aydınlık