AB'nin enerji krizine ortak yanıtı yok
Trump-Netanyahu haydutlarının İran’a saldırarak kaldırdıkları taş sadece kendi ayaklarına değil dünyanın özellikle de Avrupa’nın ayaklarına düştü. Üç beş günde İran’a boyun eğdirmeyi planlayan saldırganlar büyük bir hayal kırıklığı ve yenilgi içindeler. Bugün savaş bir ayını doldurdu. ABD-İsrail saldırılarıyla İran’ın en değerli liderlerini kadrolarını katlettiler ama İran ordusuyla, milletiyle ve devletiyle dik durdu ve durmaya devam ediyor. İran’ın karşı saldırısıyla İsrail kentleri tarihinde görülmemiş bir şekilde harap oldu, yıkıldı. ABD Körfez ülkelerindeki askeri üslerini, CIA merkezlerini, limanlarını kaybetti. En önemlisi de Körfezin petrol ve gaz rafinerileri üretim yapamaz duruma geldi. Hürmüz Boğazı’nın İran’ın kontrolünde olması, ABD ve İsrail yanlısı ülkelere gaz ve petrol taşıyan tanker gemilerinin Basra Körfezine sıkışıp kalması ve Hürmüz Boğazı’nı geçememeleri dünyada görülmemiş bir enerji krizine yol açtı.
KÜRESEL EKONOMİ BÜYÜK BİR TEHDİTLE KARŞI KARŞIYA
Fransız Le Parisien gazetesine göre, Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) Direktörü Fatih Birol pazartesi günü yaptığı açıklamada, bu savaş nedeniyle dünyanın on yıllardır görülen en kötü enerji krizini yaşayabileceği uyarısında bulunarak, bunun dünya ekonomisi için “büyük bir tehdit” olduğunu belirtti. Birol, Canberra'daki Ulusal Basın Kulübü'nde yaptığı açıklamada, 1970'lerdeki krizlere atıfta bulunarak, “Bugüne kadar günde 11 milyon varil kaybettik, bu rakam iki büyük petrol krizinin toplamından daha fazla” dedi. Fatih Birol’a göre bölgedeki dokuz ülkede en az 40 enerji altyapısı “ciddi veya çok ciddi şekilde hasar gördü”. Birol, “Bu kriz bu şekilde devam ederse, hiçbir ülke bu krizin etkilerinden muaf kalmayacaktır... Küresel ekonomi büyük bir tehditle karşı karşıya” açıklaması yaptı. Birol, bu krizin 1970'lerdeki iki petrol şokundan ve Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşın gaz üzerindeki etkisinden daha kötü olduğunu değerlendirdi. Ve “Bu sorunun temel çözümü, Hürmüz Boğazı'nın açılmasıdır,” dedi.
AB: ‘BU BİZİM SAVAŞIMIZ DEĞİL’
İran’ın Hürmüz Boğazı’nı emperyalist saldırganlara ve işbirlikçilerine karşı kapalı tutma kararlılığı sürüyor. Boğazda sıkışan ABD Başkanı Trump Avrupalı ‘müttefiklerine’ ve NATO’ya yaptığı “İmdat! Yetişin!” çağırılarına cevap alamadı. Avrupalı liderler “Bu bizim savaşımız değil” diyerek yardım etmeyeceklerini açıkladı. Diğer taraftan krizin ekonomilerine etkisi çok büyük ve savaşın sona ermesini istiyorlar. En azından durumun sakinleşmesi ve bir ateşkesin sağlanmasıyla boğazın açılmasına yardımcı olmak için gemi gönderebileceklerini açıkladılar.
ENERJİ KRİZİ AVRUPA EKONOMİLERİNİ VURDU
Petrolün varil fiyatı 120 doları aştı ve analistler, çatışmanın şiddeti ve süresi artarsa fiyatların 150 ila 200 dolar aralığında işlem görebileceği konusunda uyarıyor. Bu durum Avrupalıları endişelendiriyor. Akaryakıt fiyatları iki avroyu aşmış durumda. Gaz fiyatları ise yüzde 60 oranında artmıştır. Ukrayna’yı Rusya’nın üzerine sürme ve kışkırtma politikası ile birlikte Rusya’ya yaptırımlar uygulayan Avrupa ülkeleri ucuz Rus gazından olunca zaten bir enerji krizi içindeydi. Bu nedenle yükselen maliyetler Avrupa’nın ABD ve Çin karşısında rekabet gücünü düşürmüştü. İran savaşı ile birlikte yaşanan enerji krizi ve artan fiyatlar, ulaşım maliyetlerinin artmasına, sanayicinin kâr marjının düşmesine, rekabet gücünü zayıflatmasına ve tüketicinin satın alma gücünün düşmesine yol açtı.
Avrupa açısından Hürmüz Boğazı ile ilgili risk sadece gaz ve petrol ile sınırlı değil. Basra Körfezi'ndeki herhangi bir uzun süreli aksaklık, Avrupa sanayisi için stratejik öneme sahip diğer hammaddeleri ve girdileri de etkileyebilir. Bunlar: gübre, kimyasallar, petrokimyasallar, plastikler ve üretim zincirleri için vazgeçilmez olan çeşitli ara ürünlerdir. Dolayısıyla çok fazla enerji tüketen veya ithal girdilere büyük ölçüde bağımlı kimya, petrokimya, çimento, cam, seramik, kâğıt sektörleri ve ayrıca gübre ve nakliye maliyetinin yükselmesiyle gıda ve tarım sektörü etkilenir. Fiyat artışları tüketiciye yansır ve kaçınılmaz olarak enflasyona yol açar. Bırakalım Hürmüz Boğazı'nın tamamen kapatılmasını, ortaya çıkan herhangi bir aksaklık bile piyasaları etkiler.
Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, geçen hafta dışişleri konseyi toplantısı öncesinde gazetecilere yaptığı açıklamada, “Bu yıl gübre sıkıntısı yaşanırsa, gelecek yıl gıda kıtlığı yaşanacak” dedi. Fransız Ekonomi Bakanı Roland Lescure, durumu artık gerçek bir “petrol şoku” olarak nitelendiriyor.
AB ZİRVELERİNİN DEĞİŞMEZ GÜNDEMİ: ENERJİ KRİZİ
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, 19 Mart'ta Brüksel'de düzenlenen AB liderler zirvesinde, Avrupa enerji sektörünün savaşın doğrudan etkilerini tüm şiddetiyle hissettiğini belirterek, üye devletleri harekete geçmeye çağırdı.
Zirvenin gündemi bir ay öncesinden belirlenmişti. 12 Şubat 2026'da Belçika'da AB Liderler gayri resmi Zirvede bir araya gelerek, Avrupa’nın endüstriyel geleceği, ABD ve Çin’e karşı rekabet gücünün yükseltilmesi ve bunların gerçekleştirilebilmesi için enerji maliyetinin düşürülmesi konularını görüşmüşlerdi. Ve bir ay sonra yapılacak zirve de yani geçen hafta yapılan zirve de bu konuları karara bağlayacaklardı. Ama ABD ve İsrail’in İran’a saldırısı gündemlerini alt üst etti. Ocak ayında yapılan 2026 yılının ilk zirvesinde de AB kendi iç sorunlarını ele alamamıştı. Trump’ın Venezuella Cumhurbaşkanı Nicolas Maduro’yu haydutça kaçırması ve AB toprağı olan Grönland’ı ele geçireceğini açıklaması zirvenin zorunlu gündem maddesi olmuştu. Bu kez de geçen hafta yapılan AB Zirvesinde artık küresel bir krize dönüşen, enerji krizi, gündemin birinci maddesi durumuna geldi. Yani AB ülkeleri dört yıldır zaten bir enerji krizi yaşıyor ve bu durum her AB zirvesinin konusuydu. Çünkü sanayide enerjiye bağlı maliyet yüksekliği rekabet sorununu gündeme getiriyordu.
Bugün yaşanan enerji krizinin boyutunun daha yüksek olduğu öngörülüyor. Dolayısıyla geçen haftaki AB zirvesinde yükselen enerji fiyatlarının halka ve işletmelere yansımasını azaltmak için ne tür tedbirler alacaklarını görüştüler. Fakat bu konuda da ortak bir tavır sergileyemediler. Ukrayna krizinden bu yana aynı şeyleri tartışıp duruyorlar. Her kafadan bir ses çıkıyor. Her ülke kendi ekonomik olanakları ve bütçelerinin durumuna göre hareket etmeyi öngörüyor: akaryakıt fiyatlarının dondurulması, fiyat içinde yer alan vergilerin düşürülmesi, enerjiye bağlı şirketlere yardım edilmesi gibi pansuman önlemler düşünülüyor.
Fransız hükümeti, Enerji Bakan Yardımcısı Maud Bregeon aracılığıyla, bütçe kısıtlamalarını gerekçe göstererek vergi indirimini bir kez daha reddetti. “Vergi indirimi senaryosu gündemde değil” diyen Bakan, bazı sektörlere yönelik hedefli desteklerin söz konusu olabileceğini de belirtti.
Bu durum, 2018 yılının sonlarında akaryakıt vergilerindeki artışla tetiklenen Sarı Yelekliler hareketini hatırlatıyor. O dönemde bir litre dizelin fiyatı yaklaşık 1,50 avroya ulaşmıştı ve halk isyan etmişti. Bugün, fiyatların belirgin şekilde yükselmiş olması ve vergilerin nihai maliyetin hâlâ yaklaşık %60’ını oluşturması nedeniyle öfke yeniden tırmanıyor.
AVRUPA YENİDEN RUS GAZINA DÖNMELİ
Yaşanan kriz Rus gazının ne kadar önemli olduğunu ve bugün yakıcı bir ihtiyaç durumuna geldiğini gösteriyor. Euronews’in haberine göre, Belçika Başbakanı Bart De Wever, Rus enerji ithalatını yeniden başlatma yönünde açıklamalarda bulundu. De Wever'e göre, AB'nin bir enerji kriziyle karşı karşıya olması ve bunun Birlik'i ekonomik resesyona sürükleme riski taşıması nedeniyle bu yolu seçmek “sağduyu” gereği.
Belçika Başbakanına ise tepkiler gecikmedi. AB Enerji Sorumlusu Dan Jørgensen, Körfezdeki mevcut çatışmanın yol açtığı zincirleme enerji krizine rağmen, AB'nin Rus enerji ithalatının yeniden başlatılmasına karşı olduğunu açıkladı; “Bu yolda kararlıyız. Geçmişte yaptığımızı tekrarlamak bizim için bir hata olur. Mesaj çok net: gelecekte Rusya'dan enerji ithal etmeyeceğiz” dedi.
RT Français, “Rusya Doğrudan Yatırım Fonu Başkanı Kirill Dmitriev, Avrupa Birliği’nin Rus enerji kaynaklarına yönelik kısıtlamalar nedeniyle uğrayacağı ekonomik kayıpların 2026 sonuna kadar 3 trilyon avroyu aşabileceğini tahmin etti. Ona göre, AB için toplam maliyet şimdiden 1,5 trilyon avroyu aştı ve artmaya devam ediyor” diye yazdı.
ABD’NİN AB’YE SIVILAŞTIRILMIŞ GAZ ŞANTAJI
ABD ve İsrail’in İran’a saldırısıyla başlayan enerji krizi şokunu yaşayan Avrupa’ya bir darbe de ABD’den geldi. ABD sadece dünyanın mazlum milletleri ve devletlerine saldırmıyor. Aynı zamanda Avrupa’yı da denetim altında tutarak kendi ekonomik, askeri ve siyasi çıkarları için kullanıyor; Afganistan, Irak, Suriye, Libya ve Afrika’da olduğu gibi. Ve son olarak Rusya’yı doğudan kuşatmak için Ukrayna’yı savaşa sürdü. Burada da Avrupa bütün gücüyle Ukrayna’yı destekledi ve Rusya’ya karşı yaptırımların yanında savaş kışkırtıcılığı yaptı. Rusya komşusuna ihanet eden Avrupa’ya gaz musluklarını keserek cevap verdi. Böylece büyük ölçüde Rus gazına bağlı olan Avrupa 2022 yılından sonra komşunun ucuz gazından oldu. ABD buradan da karlı çıktı. Kendi sıvılaştırılmış gazını (LNG) dayattı.
Avrupa'nın toplam gaz tedarikine bakıldığında bugün, ABD'nin payı %25 ile %30 arasında değişiyor, ancak özellikle LNG söz konusu olduğunda, ABD kıtanın birinci tedarikçisi konumuna gelmiştir. Bu oran 2021'de sadece %5’di.
Son bir yıldır derinleşen ABD-AB arasındaki krize bir yenisi ekleniyor. Avrupa Birliği, daha önce görülmemiş bir enerji şantajı ile karşı karşıya. ABD, 27 üye ülkenin ABD'den gelen sıvılaştırılmış doğal gaza (LNG) ayrıcalıklı erişimini kısıtlamakla açıkça tehdit ediyor.
27 Temmuz 2025’de, Donald Trump ve Ursula von der Leyen tarafından imzalanan Ticaret Anlaşması, AB'yi 2028 yılına kadar LNG, petrol ve sivil nükleer teknolojiler dahil olmak üzere 750 milyar dolarlık Amerikan enerjisi ithal etmeye mecbur bırakmıştı. Anlaşma, Avrupa için özellikle dezavantajlı olan asimetrik gümrük vergileri getiriyor: Avrupa’nın ABD’ye yaptığı ihracatın çoğuna %15 oranında vergi uygulanırken, ABD’den yapılan ithalata uygulanan Avrupa vergileri tamamen kaldırılıyor. Birçok Avrupalı siyasetçiye göre bu durum “teslimiyet” olarak nitelenmişti. Financial Times'a verdiği röportajda, ABD'nin AB Büyükelçisi Andrew Puzder, açıkça “Anlaşmayı onaylamazlarsa enerji sektörünün ne olacağını bilmiyorum.” diyor ve şöyle ekliyor: “Piyasada başka alıcılar da var.”
Avrupa Parlamentosu 26 Mart’ta yaptığı oylamada Trump ve Ursula von der Leyen’in 8 ay önce imzaladığı Ticaret Anlaşmasını kabul etti. Washington, ticari koşullarını Brüksel'e dayatmak için enerji silahını kullandı ve başarılı da oldu.
Bir tarafta Hürmüz Boğazı’ndan petrol ve gaz akışının durması diğer taraftan ABD’nin LNG konusundaki şantajı Avrupalıları tam bir enerji kıskacı içine sokmuş durumda.
