Kuyudaki Yusuf, biçare İrem, çöplükteki Abdurrahman
Sırrı Süreyya Önder’e, acil şifalar dileklerimle…
“Her şey sınıfsal” lafını duyunca alay etmeye başlayan çağın alçaklarından olmayacaksak seyirci kalmaya devam edemeyiz. Bizim derdimiz kurulmakta olan diktatörlük, gerisi hikâye deyip küfretmekten başka iş yapmayanlarla yürünecek bir yol yok. Cumhuriyet elden gidiyor şu İslamcılarla Kürtler her şeyi berbat etti diye sayıklayan sinirli ehlikeyiflerden gelecek bir fayda da yok.
Kültür kamplaşmaları ve etno politik gerilimlerin kaldırdığı toz dumanın önünde de arkasında da sınıf meseleleri dağ gibi durur. Hepsi önemli, hepsi gerekli ama “esas mesele”ye, lokma meselesine bakmadan, mücadeleyi onun eksenine oturmadan gidilecek her yol çıkmaza saplanır. Esasen inşası süren otoriter/totaliter rejimin baş etmeye çalıştığı en öncelikli mesele de bu: Yoksulluk yaygınlaştıkça ve derinleştikçe ortaya çıkacak sorunları, itirazları, isyanları engellemek için lazım diktatörlük. Sadece Türkiye’de değil, bütün dünyada manzara böyle. Trump da aynı ekonomi politik ihtiyacın çıkardığı bir isim, Modi de, Erdoğan da, Le Pen de ve daha ortaya çıkacağı kesin olan niceleri de.
Üç gün içinde üç yoksul çocuk öldü. İkisi işçi, biri daha işçi de olamayacak yaşta. Yusuf Mısri ve Abdurrahman Özkul 14 yaşındaydılar, İrem Aslan sekiz yaşında. Yusuf ve Abdurrahman çalışırken öldüler, iş cinayeti kurbanları. İrem menenjit aşısı yapılmadığı için, aşının maliyeti 10 bin lira, devlet karşılamıyor, aile alacak güce sahip değil, yani yaygınlaşıp derinleşen yoksulluğun vurduğu hanelerden birinin, bir proleter ailenin çocuğu.
Yusuf Mısri, 14 yaşındaydı. Suriyeli. İşçi. Konya Beyşehir’de su kuyusu sondajı sırasında kopan halatın demir kancası yüzüne çarptı. Öldü. Soyadına bakılırsa kökleri Mısırlı olabilir, Yusuf peygamber gibi. Kıssaya göre Yusuf peygamber de çocuk işçidir, 17 yaşında çobandır. Kardeşleri Yusuf’u kuyuya atar. Bir kervan kuyuya yakın konaklar, kervanın sucusu su çekerken Yusuf’u bulur, elbette köle yapacaktır. Yusuf Kıssasına, Kuran’daki kıssaların “en güzeli”ne göre, “(Mısır’da onu) birkaç dirheme sattılar. Zaten ona pek değer vermemişlerdi.”
Yusuf Mısri’ye de pek değer vermemişlerdi, birkaç........
