ANNEM LEYLA… BUGÜN GÜNLERDEN ÖLÜM
Ölüm, insanlık tarihinin en büyük gizemlerinden biridir.
Ölüm, felsefe, din ve bireysel inanç düzlemlerinde farklı biçimlerde anlamlandırılan kaçınılmaz bir hakikattir.
Felsefi perspektifte ölüm; yaşamın sınırlarını belirleyen bir kabulleniş süreci olarak ele alınırken, Allah’ın insana bahşettiği cüz’i irade ve akli çaba çerçevesinde de onu anlamlandırmaya, kavramaya ve yorumlamaya çalışır.
Dini bakış açısında ise ölüm; özellikle semavi inançlarda, bir son değil; dünya imtihanının tamamlanmasının ardından ilahi adaletin tecelli edeceği ahiret hayatına açılan bir geçiş kapısı, yeni bir başlangıç olarak görülür. Ölüm hususunda insanın aklını ve gönlünü sakinleştirecek, bunu bütün delilleriyle anlatıp ortaya koyacak tüm insanlığa gönderilen son din İslam dışında hiçbir perspektif, hiçbir felsefi düşünce ve akım yoktur. Bu yönüyle din, ölümü kendi manevî ikliminde teselliyle kuşatan bir anlam dünyası sunar.
Ferdi düzlemde ise insan, ölümü çoğu zaman belirsizliğin doğurduğu tabii bir korku ve ayrılığın yüklediği derin bir hüzün olarak karşılar. Ölümün hakikati ve kaçınılmazlığı karşısında korku ile kabullenişi aynı anda içinde taşıyarak yaşamını sürdürür.
Allah, tüm canlıları “yaşam” ile birlikte “ölüm” gerçeğiyle de programlamıştır. Nasıl ki doğum hayatın tabii başlangıcıysa, ölüm de onun kaçınılmaz ve değişmez sonudur. Doğumla ölüm arasına “ömür”, son nefesin teslim edildiği zamana da “ecel” diyoruz. Ölüm, vakti ve zamanı geldiğinde tecelli eder. Ölüm saati asla değişmez, herhangi bir mazeret ileri sürülerek, bahane üretilerek ertelenmesi ve değiştirilmesi, talep edilmesi mümkün değildir.
Allah’ın yarattığı canlı türleri içerisinde; bitki kuruyarak, hayvan telef olarak, insan ise eceli geldiğinde vefat ederek hayati (yaşam) fonksiyonları sona erer.
Bitkiler, herhangi bir bilinç, hafıza ya da irade kapasitesine sahip olmadıklarından, kuruma suretiyle canlılıklarını yitirmeleri karşısında hiçbir tepki veya refleks geliştiremezler.
Hayvanlar ise bitkilere kıyasla daha ileri bir organizasyon düzeyine sahip olmakla birlikte, davranışlarını büyük ölçüde içgüdüsel mekanizmalar belirler. Koku ve tat alma gibi duyusal kanallar aracılığıyla sınırlı bir iletişim kurabilen hayvanlar, sürü veya grup içerisinde meydana gelen bir telef durumunda, insiyaki düzeyde kalan tepkiler sergilerler. Bu tepkiler, bilinçli bir idrakten ziyade, biyolojik ve içgüdüsel yönelimlerin bir tezahürü niteliğindedir.
İnsan ise ölüm olgusunu yalnızca biyolojik bir sonlanma hâli olarak değil; varlığının anlamını, sürekliliğini ve mahiyetini akıl, şuur ve bilinç sahibi bir varlık olarak duygusal boyutlarıyla kavrayabilen yegâne canlı, kendi sonluluğunu bilen tek varlıktır. Bu nedenle ölüm, ahiret hayatına inananlar için yalnızca bir “son” değil, hayatın tüm tercihlerini anlamlandıran bir ufuk çizgisidir. Bu nedenle insan, hayatın en ağır imtihanlarından biri olan ölüm karşısında çok katmanlı bir anlamlandırma sürecine girer; anne babasının, kardeşlerinin, eşinin, çocuklarının, hısım ve akrabalarının, okul ve sıra arkadaşlarının, mahalle ya da yol arkadaşlarının, yakınlarının ve hatta bazan hayranlık duyduğu kamuoyunda tanınmış ünlülerin ölümlerinde dahi farklı farklı derecelerde tepki ve refleks ortaya koyar; hüzün, kabulleniş, reddediş veya sorgulama gibi derin psikolojik tepkiler geliştirir.
Dolayısıyla ölüm, tüm canlı varlıklar için değişmez, ertelenemez, ötelenemez ve kaçınılmaz bir sondur. Doğumla ve tohumlanmayla başlayan yaşam süreci, belirli bir zaman diliminin ardından mutlaka ölümle nihayete erer. Bu yönüyle ölüm, hayatın karşıtı değil; onun tamamlayıcı ve ayrılmaz bir parçasıdır.
Henüz lise talebesiyken önce babamı kaybettim. Annemi ise evliliğimin ilk yıllarında eşim büyük oğluma altı aylık hamileyken kaybettim.
Peygamber efendimiz Hz. Muhammed (sav) “Ağızların tadını kaçıran ölümü, çokça hatırlayın" buyuruyor. Peygamber efendimizin buyurduğu gibi bizleri derin bir teessüre ve hüzne boğan bir haberle ağzımızın tadı kaçtı; çok üzgünüm. Anne ailenin toparlayıcı kalbidir. Ve o kalp geçtiğimiz gün durdu. Ailemizin en kıymetli çınarlarından birini, vefasıyla, merhametiyle, neşesiyle gönüllerimize kök salmış bir güzel insanı, annemin vefatından sonra içimde büyüyen “anneme duyduğum o derin özlemi hafifleten, bana kaynanalıktan çok annelik yapan, bu samimiyetini ve tutumunu eşimden ve iki kayınımdan ayrı tutmayarak defalarca ispat etmiş” kayınvalidem, annem Leyla Gül’ü kaybettik.
Onunla aramızda o kadar çok tatlı atışmalar, o kadar çok........
