Sadece kendine nefes alanlar kulübü
Zaman su gibi akıp giderken, takvim yaprakları hızla eksilirken; niyetlerimizi, iç dünyamızın o gizli odalarını ve davranışlarımızın altındaki asıl sebepleri derinlemesine sorgulama vaktinin çoktan geldiğini, hatta geçmekte olduğunu fısıldıyor hayat. Toplum olarak dilimize doladığımız o meşhur “sağduyu” meselesi var ya… Hah, işte tam da onu, sadece kriz anlarında sığınılacak geçici bir liman ya da sırf kendi gemimizi kurtarmak için kullandığımız bir can simidi olmaktan acilen çıkarmalıyız. Sağduyu dediğimiz o değerli erdem, tıpkı doğanın kendi kusursuz işleyişi gibi içselleştirilmeli; karakterimizin organik bir parçası, deyim yerindeyse bizzat kendi doğamız olmalıdır. İnsan, aynaya baktığında kendi yeteneklerine ve özelliklerine aynen doğanın o cömert, filtresiz ve kibirsiz penceresinden bakabilme olgunluğunu göstermelidir.
Meseleyi zihnimizde biraz daha somutlaştıralım, canlandırırken de hafiften eğlenelim. Düşünün ki, doğanın o devasa tiyatro sahnesinde küçük, oldukça bencil ve kibirli bir bitki rol alıyor. Çıkmış sahnenin tam ortasına ve gayet kaba bir tavırla şunları söylüyor:
"Kardeşim, benim binbir zahmetle ürettiğim oksijen ancak ve ancak bana yeter! Dünyaya zerre kadar nefes vermem, hepsini tamamen kendi içimde tutacağım!"
Şimdi bu........
