Birleşmiş Milletler’in sınavı: Krizden fırsat doğar mı?
İstanbul Aydın Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tarık Oğuzlu, BM'nin yapısal sorunlarını ve 81. Genel Kurulun mahiyetini AA Analiz için kaleme aldı.
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulunun 81. oturumu, uluslararası sistemin bugün karşı karşıya bulunduğu temel paradoksu bir kez daha ortaya koydu: Küresel sorunların çözümü her zamankinden daha fazla uluslararası işbirliği gerektirirken devletlerin ortak hareket etme kapasitesi giderek zayıflıyor. Bu nedenle “Güveni yeniden tesis etmek, dönüşümü yönetmek: Herkes için sonuç üreten bir Birleşmiş Milletler” teması, yalnızca diplomatik bir slogan değil örgütün yaşadığı yapısal krizin de özeti niteliğinde okunmalı. Genel Kurul Başkanı Khalilur Rahman’ın ifadesiyle asıl soru artık BM’nin var olup olmadığı değil, “çalışıp çalışmadığı”.
New York’taki Genel Kurul görüşmelerinde Gazze ve Filistin meselesi, İran krizi, Rusya-Ukrayna Savaşı, Sudan ve diğer çatışmalar, iklim değişikliği, kalkınma finansmanı, yapay zeka ve büyük güç rekabeti ön plana çıktı. Genel Sekreter Antonio Guterres, Kurula yaptığı son konuşmasında bu sorunları birbirinden bağımsız krizler olarak değil küresel güç dağılımındaki dönüşümün farklı yansımaları olarak değerlendirdi. Guterres’in tanımladığı savaş-barış, eşitsizlik, iklim değişikliği ve yapay zeka başlıkları, aslında uluslararası toplumun aynı anda karşı karşıya bulunduğu 4 temel “güç testi”ni de ortaya koymuş oldu.
BM, 21. yüzyılın güç dengelerini temsil edebiliyor mu?
Tam da burada BM’nin yapısal krizi açıkça görülebilir. Sorun, yalnızca Güvenlik Konseyinin zaman zaman karar alamaması değil 1945’te kurulmuş bir örgütün 21. yüzyılın değişen güç dağılımını ve tehditlerini ne ölçüde temsil edebildiğiyle alakalı. Afrika’nın kalıcı temsilinin bulunmaması, Asya ve Latin Amerika’nın karar alma süreçlerindeki ağırlığının sınırlı kalması ve veto sisteminin büyük güç rekabeti karşısında örgütü kilitlemesi, bu krizin somut göstergeleri. Guterres’in de özellikle Afrika’nın daimi temsil edilmemesini “savunulamaz” olarak nitelemesi, bu tartışmanın güncelliğini gösteriyor.
Bununla birlikte, BM’nin kuruluş felsefesini de doğru okumak gerekiyor.........
