menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Artemis çağında Türkiye'nin uzay diplomasisi

17 0
10.09.2026

Uluslararası Uzay Politikaları ve Uzay Diplomasisi Uzmanı Elif Yüksel, Paris Uzay Konferansı'nda ele alınan konuları ve Türkiye'nin uzay yolculuğunu AA Analiz için kaleme aldı.

Bir ülkenin uzay diplomasisindeki başarısı bugün neye göre ölçülmektedir? 9-10 Eylül tarihlerinde Paris'te toplanan Uluslararası Uzay Zirvesi'nin gündemi, bu sorunun cevabının değiştiğini gösteren olaylardan biridir. Güvenlikten uzay ekonomisine, uzayın ortak bir varlık olarak yönetiminden keşif programlarına kadar pek çok başlık bu zirvede ele alınıyor. Yaklaşık 120 yabancı delegasyon da bu tartışmalara katılıyor. Fransa'nın yayımladığı çerçevede bu başlıkların ayrı ayrı değil, aynı sistemin parçaları olarak ele alınacağı belirtiliyor. [1] Bu birleşme, bir ülkenin uzaydaki gücünün neye göre ölçüleceği sorusunu da doğrudan etkiliyor.

Paris Uzay Konferansı ve uzay diplomasisinde değişen politikalar

Uzay diplomasisinde başarı anlayışı da bu dönüşüme paralel olarak değişiyor. Bu dönüşüm, yazarın bir röportajında dikkat çektiği ve uygulayıcı perspektifiyle geliştirdiği “yörüngelerden sonuçlara” stratejik çerçevesi üzerinden de ortaya konulmaktadır. Nitekim asıl mesele artık bir ülkenin yörüngeye erişip erişemediği değil, bu erişimin hangi somut sonuçlara dönüştüğüdür. [2,3] Bu dönüşüm bir dizi çıktı üzerinden somutlaştırılabilir. Bunlardan ikisi özellikle öne çıkmaktadır: Kurulan ortaklıkların geçici mi yoksa kurumsal mı olduğunu gösteren işbirliği mimarisi ve bir ülkenin uzay faaliyetlerinin küresel yönetişim, norm oluşumu ve uluslararası gündem üzerindeki etkisini ortaya koyan uluslararası etki. İkinci unsur, diğer çıktıların birleştirici çerçevesini oluşturmaktadır. Zira uzay, doğası gereği ulusötesi bir alan olduğundan, kapasitenin gerçek değeri uluslararası düzeyde nasıl değerlendirildiği ve ne ölçüde karşılık bulduğu üzerinden şekillenmektedir. [2]

Paris'in taşıdığı mesaj tam olarak burada karşılık bulmaktadır: Stratejik özerklik ile uluslararası işbirliği artık birbirinin alternatifi olmayıp, eş zamanlı yürütülme emsallerinin katlanarak çoğaldığı iki hattır. Zirve öncesinde yaşanan gerilim de bu dinamiği somut biçimde ortaya koymuştur. SpaceX, Blue Origin, Stoke Space ve Starcloud 3 Eylül'de katılımlarını iptal ettiklerini Fransız makamlarına bildirmişlerdir. [4,5] Beyaz Saray'ın Amerikan şirketlerine yönelik baskısının ardından bu gerginlik kamuoyuna yansımıştır. Bir zirveye kimin katılıp katılmayacağının bu denli tartışma konusu olması, işbirliğinin kendisinin nasıl bir rekabet ve yönetişim alanına dönüştüğünü göstermektedir.

Türkiye'nin uzay yolculuğu

Türkiye, 31 Ağustos 2026'da Artemis Anlaşmaları'nın 71'inci imzacısı olmuştur. [6] Bu anlaşma, Ay ve derin uzay işbirliğini şekillendiren bir çerçevede Türkiye'ye resmi bir kurumsal zemin sunmaktadır. Uygulama tartışmalarına, birlikte çalışabilirlik ilkelerine ve gelecekteki yönetişim başlıklarına daha yakından katılma imkanı sağlamaktadır. Nitekim ABD Havacılık ve Uzay Ajansı (NASA), imza töreninde bütün imzacıları Ay yüzeyindeki kalıcı altyapıya donanım ve bilimsel faydalı yüklerle katkı sunmaya davet etmiştir. [6] Ne var ki bu davet, birlikte çalışılabilirlik (interoperability) bağlamında yalnızca bir başlangıç niteliğindedir; sözleşme detayları, teknoloji transferi ve görev paylaşımı gibi konuların netleşmesi ise bu daveti takip edecek ayrı programatik ve ticari düzenlemelere bağlıdır. Erişim bugün bir giriş noktası işlevi görmektedir; asıl sınav, bu erişimin zaman içinde neye dönüşeceğidir. [7]

Öte yandan, Türkiye'nin uzaydaki konumu bu imzayla başlamamıştır. Bu birikimin kökleri 1994'te fırlatılan ilk haberleşme uydusu TÜRKSAT 1B'ye kadar uzanmaktadır. Daha sonra 2003'te BİLSAT ile başlayan, 2011'de yerli uydular RASAT ve 2012'de GÖKTÜRK-2 ile devam eden yer gözlem uydu mirası, bugünkü kapasitenin zeminini oluşturmuştur. [7] Türkiye Uzay Ajansının (TUA) 2018'de kurulması, ardından Ulusal Uzay Programı ve Ulusal Uzay Strateji Belgesi'nin açıklanması, uzayın bir devlet politikası alanı olarak ele alınmaya başlandığını göstermektedir.

Türkiye, bugün 9 aktif kamu uydusu işletmektedir. TÜRKSAT 6A ile haberleşme uydusu tasarlayıp üretebilen 11 ülke arasına giren Türkiye, İMECE ile de yerli optiğe sahip ilk metre altı çözünürlüklü yerli ve milli uydusunu yörüngeye yerleştirmiştir. [8,9,10] ASELSAN'ın Aralık 2025'te LUNA-1'i, Mart 2026'da da LUNA-2'yi yörüngeye taşıdığı uzay tabanlı nesnelerin interneti kabiliyeti, savunma sanayisinin IoT uydularına olan yönelimini yansıtmaktadır. [11]

2024'te Türk Hava Kuvvetleri bünyesinde kurulan Uzay Komutanlığı, sivil-asker koordinasyonunu ve NATO uzay çerçeveleriyle uyumu güçlendirmeyi hedeflemektedir. Fergani Space ve Plan-S'in genişlemiş uydu filoları ise ekosistemin ticari ve girişimci bileşenlerinin emsalleridir. [12,13] İtki alanında ise DeltaV'ın hibrit roket sistemi Haziran 2025'te 200 kilometrenin üzerinde irtifaya ulaşmış; Temmuz 2026'da yörüngeye gönderilen Rubidyum Atomik Frekans Standardı (RAFS) ise Milli Uzay Programı hedeflerinden biri olan Bölgesel Konumlandırma ve Zamanlama Sistemi'nin kritik bir bileşenini uzay ortamında sınamaya başlamıştır. [14,15] Diğer bir yandan, Somali'de inşasına başlandığı duyurulan uzay limanı ülkenin bağımsız erişim hedefini güçlendirirken [16], TUA........

© Anadolu Ajansı Analiz