Türkiye’nin yenilenebilir enerji yolculuğu: Hedef 2053 Net Sıfır Emisyon
SETA Vakfından Büşra Zeynep Özdemir, Türkiye’nin yenilenebilir enerji çalışmalarını ve hedeflerini AA Analiz için kaleme aldı.
***
Dünya genelinde yenilenebilir kaynaklar son yıllarda iklim değişikliği ile mücadele çabaları ile öne çıkmaya başlasa da bu kaynakların ülkelerin ajandasında yerini alması daha eski tarihlere dayanıyor. Hidroelektrik enerjisi ağırlıklı küresel elektrik enerjisi kurulu gücü son yıllarda rüzgardan güneşe, jeotermalden biyokütleye modern yenilenebilir teknolojilerinin dahil olmasıyla hatırı sayılır bir değişim geçirdi. Dünyadaki bu değişimi yakından takip eden Türkiye de 20 yılı aşkın bir süredir yenilenebilir enerji kaynaklarına enerji politikasında önemli bir yer ayırıyor.
Yenilenebilir enerjiler artan enerji talebini karşılamada ilk akla gelen kaynaklar. Uzunca bir süre kömürün ve hidroelektriğin domine ettiği küresel kurulu güç yapısı petrolün yaygınlaşmasıyla fosil yakıt ağırlıklı bir dönüşüm geçirmeye başlamıştı. Ancak 1973 yılında Yom Kippur Savaşı ile katlanarak artan petrol fiyatları ülkelerin büyük bir krizle karşı karşıya kalmasına ve petrole olan bağımlılıklarını azaltma çalışmalarına yol açtı. Petrol üreticisi ülkelerin arz beraberinde fiyatlar üzerinde etki sahibi olabilmeleri ithal bir kaynağın ekonomiler üzerinde ne denli büyük bir risk oluşturabileceğini gözler önüne sermişti. Petrole alternatif arayan ülkeler için yerli, milli ve öz kaynaklar olmaları dolayısıyla enerji arzının güvenliğinin artırılması noktasında yenilenebilir kaynaklar biçilmiş kaftandı.
Çok sayıda ülkeye benzer şekilde Türkiye de uzun yıllar elektrik enerjisi üretiminde yoğun olarak kömürden ve hidroelektrik enerjisinden yararlanmıştır. 1940 yılında kurulu güçte hidroelektrik santrallerinin payı yüzde 3,6 iken üretilen elektriğin de yalnızca yüzde 3,5’i hidroelektrikten üretilmiştir. Kurulu güçte artan hidroelektriğin payı Petrol Krizi'nden 1 yıl önce, 1972 yılında ise yüzde 33’e ulaşmış, üretimdeki pay da beraberinde yüzde 28,5’e yükselmiştir. Krizi takiben hidroelektrik yatırımlarının artarak devam etmesiyle, 10 yıl sonra, 1982 yılında kurulu güçteki pay yüzde 46,4’e, elektrik üretimindeki pay da yüzde 53’ün üzerine çıkmıştır.
1980’ler dünya genelinde uzunca bir süre yoğun fosil yakıt tüketiminin neden olduğu çevresel sorunlara karşı farkındalığın yükseldiği yıllar........
