Seyfettin BUDAK Görünmek mi, var olmak mı?
Neden Anlık Hazların Gölgesinde Kalıcı Yarınları Tüketiyoruz?
İnsan neden çoğu zaman anlık zevklerin, geçici tatminlerin peşinde koşar?
Neden kalıcı olanın inşası zor gelir de, tüketimi kolay olanın cazibesine kapılırız?
Bu soru yalnızca bireysel psikolojimizin değil, aynı zamanda çağımızın toplumsal ruh halinin de merkezinde duran bir çelişkiyi gösteriyor.
Günümüz insanı, Epikür’ün “kinetik haz” dediği, hareket halindeki anlık ve dinamik tatminlerin peşinde koşuyor.
Bunun nörobiyolojik bir temeli de var. Beynimizdeki ödül sistemi, özellikle dopamin yolu, beklenmedik bir ödül karşısında harekete geçer. Evrimsel olarak bu mekanizma bizi hayatta tutuyordu. Yeni bir besin kaynağı bulduğumuzda ya da yaşamı sürdürecek bir fırsat yakaladığımızda iyi hissetmemizi sağlıyordu.
Fakat modern tüketim dünyası bu sistemi sürekli uyaran bir yapıya dönüştürdü. Sosyal medyadaki bir “beğeni”, yeni bir indirim bildirimi, bitmeyen video akışları… Hepsi beynimizin ödül sistemini hedef alıyor. Bu durum yalnızca psikolojik değil, aynı zamanda toplumsal bir alışkanlık üretmektedir.
Hazların sınırını kim belirleyecek? Ölçüsü ne olacak?
Antik çağdan beri düşünürler haz ile ölçü arasındaki dengeyi sorgulamıştır. Haz kötü değildir; fakat ölçüsüz haz insanı köleleştirir. Toplumsal hayatın düzeni de zaten bu ölçü meselesine dayanır. Hukuk, ahlak ve kültür dediğimiz şeyler aslında hazların sınırını belirleme çabasıdır.
Bu noktada insanların neden sürekli görünmek ve meşhur olmak istediği sorusu da ortaya çıkar. Sosyal bilimler bu durumu “tanınma ihtiyacı” olarak açıklar. İnsan yalnızca yaşamak değil, fark edilmek ister. Tarih boyunca insanlar kabile içinde saygı görmek,........
