Nihat Güç Münevver İnsan
Ahirette mutlu ve mesut olacak insanlar, dünya hayatında münevver olma sıfatına sahip olan insanlar olacaklardır. Bunda şüphe yoktur.
Münevver insan; saygın, aydın, bilgili ve kültürlü kimse manasına kullanıldığını söyleyebiliriz. Kelime kökeni Arapçadaki “Nur” (Işık) sözcüğünden türemiştir. O halde münevver kişi, Kur’an ile nurlanan, Kur’an ile bir hayat sürdürmeye çalışan ve Kur’an ile çevresindeki insanlara değer katan kişidir. Salt okul bitirmiş veya ahirette herhangi bir değer taşımayan diplomaya sahip olmaktan öte, zihni ve ahlaki olarak gelişmiş, toplumu uyarma ve aydınlatma sorumluluğu taşıyan, dini olması gereken vechiyle aktaran kişidir. Kendi kusurunu, hatasını, yanlışını ve eksiğini olması gereken şekliyle bilen, bunun için üzülen, hüzünlenen ve kalbinde nedamet duygusu eksik olmayan kişi manasında kullanılmaktadır. Kalbi körelmiş, yaptıklarını ve yapacaklarını denetleyemeyen kişiler hata, kusur ve yanlışı Kur’an ve Sünnet üzere tarif edecek bir kabiliyetten uzak olan kişiler münevver insan diye tanıtılamazlar. Çünkü münevver olma özelliği herkeste bulunabilecek basit ve sıradan bir sıfat değildir.
Kendi kusurunu, hatasını, yanlışını ve eksiğini bilemeyen, göremeyen ve farkına varamayan bir insana hangi makamdan seslenseniz, hangi telden çalsanız bile bin bir dereden bahaneler ileri sürerek kabule yanaşmayacaktır. O yüzden münevver insan olmak bambaşka bir şeydir. Herkeste bulunmayan önemli bir özelliktir. Münevver kişi evvela kendisini, yaptıklarını ve düşündüklerini bizzat kendisi denetleme hasletlerine sahip olandır. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.v.); “Birr (iyi, meşru, dince güzel olan) güzel ahlâktır, ism (birrin zıddı) ise kalbinde oturup kalan (ukde olan) ve insanların bilmesini istemediğin davranıştır.” (Müslim, Birr, 14-15) Buradan yola çıkarak, münevver insan; kendi kendini denetleyebilen, Kur’an ve Sünnete göre ters olan işlere bulaştığı vakit kalbinde tarifi imkânsız bir hasara ve pişmanlığa yol açan kişidir.
İman zorlama ile olmaz, zor kullanmak ile iman oluşmaz. İman etmek de inkâra kalkışmak da kişiye kalmış bir iştir. Söylenenleri kabul etmek de anlatılanlara karşı çıkmak da insanın özgür iradesi ile gerçekleşen bir olgudur. Okunan âyetlere, dile getirilen hadislere karşı sergilenen her bir tutum veya her bir davranış imanın / inkârın dışa yansıyan yüzüdür. Münevver insan, ayet ve hadisleri kabul ettirmekle değil olması gereken vechiyle ortaya koymakla, dile getirmekle mükelleftir. Gerisi ayetleri ve hadisleri işiten kişiye kalmıştır. Kişi dilerse düşüncelerini ayet ve hadis ışığında değiştirmekle, şekillendirmekle işe başlayabilir, dilerse de şirk ile bezenmiş bir hayatı tercih etmekte sınır tanımayabilir. Dilerse farzlara dört elle sarılabilir dilerse haramlar ile iç içe bezenmiş bir yaşamı tercih edebilir. Münevver olma düzeyi ayetler ile yol yürüme düzeyine bağlı olduğunu söyleyebiliriz.
Herkes ölecek. Herkes ölüm iksirin tadına mutlaka bakacak. Bundan kaçış yok, kurtuluş da yok. Doğan her insan ya şaki ya da sait olarak içecek bu ölüm iksirini. Günün sonunda yaptıkları iş ve işlemlere bağlı olarak mutlu veya bedbaht biri olarak tescillenecek. Bu tescil kişinin sahip olduğu inanç değerlerine göre gerçekleşecek.
Her şey değişiyor, her şey dönüşüme uğruyor. Durdurulamayan ve karşı konulamayan zaman akıp gidiyor. Ele avuca sığdırılamayan mekân, günü birlik değişime uğruyor.........
