menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İhtiyaç-İhtiras Paradoksu (Kapitalizme Eleştiri)

22 0
21.09.2026

Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tarih Tıp Veteriner Ziraat

Güzel Sanatlar ve Tasarım

İktisadi ve İdari Bilimler

İnsan ve Toplum Bilimleri

Fikri görünür kılan kalem; kalemi anlamlı kılan istikrardır.

İhtiyaç-İhtiras Paradoksu (Kapitalizme Eleştiri)

Kapitalizm insanlara kazanabildiği kadar fazla kazanmayı, tüketebildiği kadar fazla tüketmeyi önermektedir. Elindeki araçlarla da insanları buna ikna edecek gücü vardır. Marka, moda, reklam, imaj… gibi araçların her biri bu tüketim kültürünün yerleştirilmesine dönüktür. Ne giyileceği ne yenileceği, hangi arabaya binileceği, hangi marka-model cep telefonunun kullanılacağı ile ilgili bilinçaltı oluşturulmakta, imkânı olan-olmayan birçok kimse bu durumun gereklerini yerine getirme konusunda ikna edilmiş gözükmektedir. Örneğin gerçekten imkânı olmadığı halde yırtık bir ayakkabı ya da pantolonu giymez ya da eş ve çocuğunuza hiçbir şekilde giydiremezsiniz. Ancak bu türden şeyler moda olduğunda insanların bütçelerini zorladığı artık toplumsal bir realitedir. Bugünkü Batı uygarlığı, bilinçaltında oluşturduğu söz konusu suni ihtiyaç listesi ile insanları kendisine bağımlı kılmaktadır.

Allah insanı mala karşı zayıf yaratmıştır. İnsan bu zaafiyet nedeniyle doğal haline bırakıldığında hemen her şeyin kendisine ait olmasını ister. Bu yüzden sürekli daha fazlasına sahip olma peşindedir. Bilinen hadisi şerifte ifade edildiği üzere, insan bir vadi dolusu altını olsa ikincisini, üçüncüsünü ister. Burada insana dair zayıf yan ifade edilmiş ve kınanmıştır. Dolayısıyla disipline edilmesi gerekir. İşte kapitalizm insanın bu zayıf ve kınanması gereken tarafından hareket eder. Oysaki insan diğer canlılardan farklı olarak düşünme yetisine sahiptir ve medeniyet perspektifinin muhatabıdır.

Sahip-hâkim olma dürtüsü güç sahibi olmakla ilgilidir. Oysa güç tek başına bir medeniyet perspektifi değildir. Bir hayvanın gün boyu yaptığı karnını doyurmak için koşuşturmaktır. Eğer insan da düşünmek yerine sürekli para peşinde koşuyorsa aynı işlevi üslenmiş demektir. Sınırsız tüketim bu yüzden de insani değerlerle örtüşmez. Oysa insan doğasında var olan ve esasen disipline edilmesi gereken aşırılıklarını disipline ederek yine kendisine hizmet edecektir. Bu çerçevenin dışına çıkılmaması sadece ahiret için değil, dünya için de gereklidir. Zira bahsedilen türden tüketim ekolojik dengeyi bozmaktadır. Yaratılış düzenine müdahale anlamına da gelen söz konusu davranışlar Kur’an’daki ifade ile ‘yeryüzünde fesat çıkarmakla’ bağlantılı bir durumdur. Nitekim aşırı tüketim ürünlerin genetiği üzerinde oynamayı gerektirmiş olup, genetiği değiştirilmiş olan ürünlerin insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkisi zaman içerisinde hastalıkları da artırmıştır.

Bu durum zaman içerisinde farkedilmiş olmasına rağmen kapitalizm iddiasından vazgeçmiş değildir. Zira insanın kötü yanını temsil eden ihtirasa dayalı tüketim kültürünün yaygınlaşması her geçen gün hız kazanmaktadır. Devletler de ‘vergi’ alarak bu durumla mücadele ederler. İnsanı seküler söylemlerle ikna etmek mümkün olmadığından gelir, servet, harcama üzerine koyduğu vergilerle ortaya çıkan sözgelimi kanserle mücadele adına bütçe ayırmaktadır.

İnsan fiziksel ve ruhsal yanıyla birlikte tam bir bütün olabilir. Birisinin ihmali eksikliğe işarettir. O halde insana dair olan her iki yanın ihtiyacına cevap verecek müesseselerin ortaya konması gerekmektedir. Salt anlamda ekonomi fiziksel ihtiyaca dönük olup, ruhsal bakımdan ilgilendiği alan, hırs ve ihtirastır. İslam hukukunun önerdiği şey ise kanaattir. “Kanaat zenginliğe karşı bir tepki değildir. Helal yoldan kazanılan ve mali yükümlülükleri (zekât, infak, vergi) eda edilen servetten oluşan zenginlik, cömertlikle taçlandırılabilirse asla yerilen bir durum olamaz.” (Köse 120). Fakirlerin zenginlere karşı saygılı olmalarını ve zenginlerin de fakirlere karşı şefkatli olmalarını temin eden zekât ve faizi yasağını kabul etmediği için dünya nüfusunun yarısına yakını yoksuldur ya da ihtiyaçlarını sadece asgari düzeyde karşılayabilmektedir.

Anlaşılacağı üzere ihtiyacı İslam iktisadı, ihtirası da kapitalizm ise temsil eder. İhtiras insanlığın düşmanı ihtiyaç ise insana dairdir. Kapitalizm insanın kötü tarafını temsil eden “açgözlülük” ve “çıkarcı” tarafını öne çıkarırken, İslam iktisadı insanı merkeze koymuş ancak “çıkarcı” tarafını törpülemiştir. İslam iktisadının odağında, insan hırsının ve aç gözlülüğünü disipline eden müesseseler vardır. Bir başka beşerî sistem olan sosyalizm ise her şeyi devlete nisbet ettiğinden insan doğasındaki olumlu yanları da köreltmiştir.

İnsan tabiatı itibariyle değişken ihtiyaçlara sahiptir. Nitekim şimdilerde ihtiyaç listesinde yer alan sayısı belirsiz şeye geçmişte ihtiyaç hissetmemişti. Gerçekte bu değişim bilinçaltı yönetimi ile........

© Akademik Akıl