menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bir Profesörün Emeklilik Kararı: Çalışabilecekken Neden Veda Ettim?

26 0
05.10.2026

Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tarih Tıp Veteriner Ziraat

Güzel Sanatlar ve Tasarım

İktisadi ve İdari Bilimler

İnsan ve Toplum Bilimleri

Fikri görünür kılan kalem; kalemi anlamlı kılan istikrardır.

Bir Profesörün Emeklilik Kararı: Çalışabilecekken Neden Veda Ettim?

Daha on yıl çalışabilirdim. Sağlığım, birikimim ve üretme isteğim yerindeydi. Üstelik profesör unvanıyla görevde kalmak, emekli olmaktan her bakımdan daha “anlamlı” görünüyordu. Buna rağmen emekli oldum. Bu karar bir yorgunluğun değil, bir değerlendirmenin sonucudur. Aşağıda bu değerlendirmeyi, Türkiye’nin gerçekleri çerçevesinde ve mümkün olduğunca madde madde paylaşmak istiyorum. Amacım kimseyi suçlamak değil. Benim gibi düşünen, ama sessiz kalan pek çok meslektaşım adına bir durum tespiti yapmak istiyorum.

1. Liyakat Sorunu: Emeğin Karşılığının Belirsizleşmesi

Bir kurumun sağlığı, emeğin ve nitelikli üretimin karşılığını bulup bulmadığıyla ölçülür. Üniversitelerimizde bu ilke giderek zayıflamıştır:

Atama ve yükseltmelerde ölçütlerin bulanıklığı. Bilimsel yeterlilik ile kişisel yakınlık, aidiyet ya da “sistemle uyum” arasındaki çizgi zaman zaman silikleşmektedir. Bu, liyakatli insanda “ne yaparsam yapayım sonuç değişmiyor” duygusunu yerleştirir.

Yönetici seçimlerinde güven kaybı. Rektör, dekan ve bölüm başkanı gibi görevlere gelişte akademik topluluğun iradesinin ne kadar yansıdığı tartışmalıdır. Atanan yöneticinin hesap verme yönü, çalıştığı akademik topluluktan çok kendisini atayana dönebilmektedir.

Nitelik yerine nicelik. Teşvik ve yükseltme sistemleri yayın sayısını ödüllendirirken yayının özgünlüğünü, etkisini ve topluma katkısını arka plana itmiştir. Bu, “yayın üretme” kültürünü doğurmuş, derinlemesine ve uzun soluklu çalışmayı caydırmıştır.

2. Kurumsal Mobbing ve Akademik Baskı

Mobbing yalnızca bağırıp çağırmak değildir. Akademide çoğu zaman sessiz ve “usulüne uygun” yollarla yaşanır:

Ders yükünün, komisyon görevlerinin ve idari işlerin adil dağıtılmaması

Bilgi, kaynak ve laboratuvar olanaklarının kişiye göre açılıp kapatılması

Eleştirel ve bağımsız duruşun “uyumsuzluk” olarak etiketlenmesi

Genç araştırmacıların danışman ve yönetici bağımlılığı üzerinden hizada tutulması

Soruşturma ve görevlendirme araçlarının caydırıcı bir baskı unsuru olarak hissedilmesi

Şikâyet mekanizmalarının etkisiz kalması ya da şikâyet edenin zarar görmesi

Bu ortamda insan, bilimsel işine ayıracağı enerjiyi kendini korumaya harcamak zorunda kalır. Bilim ise korku değil güven iklimi ister.

Bir akademisyen olarak en çok yaralayan konulardan biri kaynak israfıdır:

Planlamasız kurumsal genişleme. Nitelikli akademisyen, altyapı ve öğrenci talebi gözetilmeden açılan birimler, kaynakların seyrelmesine yol açmıştır.

Atıl altyapı. Alınıp da yeterince kullanılmayan cihazlar, bakımı yapılmayan laboratuvarlar, ihtiyaç analizi yapılmadan yürütülen yatırımlar vardır.

Gösterişe yönelik harcamalar. Bilimsel üretimi artırmayan tören, tanıtım ve temsil harcamaları ile bilimsel çalışmaya ayrılamayan bütçeler arasındaki fark, her zaman dikkat çekmektedir.

Bürokrasi yükü. Proje yazımı, raporlama ve onay süreçleri bilimsel üretime giden zamanı kemirmektedir. Bir akademisyen araştırmacıdan çok evrak yöneticisine dönüşebilmektedir.

İnsan kaynağı israfı. En değerli kaynak insandır. Yetkin insanların küstürülmesi, yurt dışına gitmesi ya da köşeye çekilmesi, hiçbir bütçe kaleminde görünmeyen ama en büyük kayıptır.

4. Gelecek Belirsizliği ve Güvende Hissedememek

Mevzuat ve kural istikrarsızlığı. Sık değişen düzenlemeler, uzun vadeli akademik planlamayı güçleştirir. Kuralın yarın ne olacağını bilememek, bugün yatırım yapma isteğini azaltır.

Ekonomik güvence. Enflasyon karşısında akademik maaşların alım gücü ciddi biçimde erimiştir. Bir profesörün yaşam standardı, yıllar önceki konumunun gerisindedir.

Mesleki geleceğin öngörülememesi. Genç meslektaşlar kadro, güvence ve gelecek kaygısıyla yaşamaktadır. Bu belirsizlik, kurumun ortak hafızasını ve devamlılığını da tehdit eder.

Akademik özgürlük kaygısı. Düşüncesini açıkça ifade etmenin bedelinin ne olabileceği konusundaki........

© Akademik Akıl