Anadolu Toplumunun Geleneksel Sağlık Alışkanlıkları
Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tarih Tıp Veteriner Ziraat
Güzel Sanatlar ve Tasarım
İktisadi ve İdari Bilimler
İnsan ve Toplum Bilimleri
Fikri görünür kılan kalem; kalemi anlamlı kılan istikrardır.
Anadolu Toplumunun Geleneksel Sağlık Alışkanlıkları
Sağlıklı yaşamak denildiğinde son yıllarda aklımıza hemen probiyotikler, özel beslenme programları, vitamin destekleri ve çeşit çeşit sağlıklı yaşam ürünleri geliyor. Oysa biraz geriye dönüp kendi evlerimize, anneannelerimizin ve babaannelerimizin mutfaklarına baktığımızda, Anadolu insanının nesiller boyunca sürdürdüğü bazı alışkanlıkların aslında oldukça sağlam bir sağlık mantığı taşıdığını görebiliriz.
Kapıdan girerken ayakkabıyı çıkarmak, misafire limon kolonyası ikram etmek, yemeğe bir kase çorbayla başlamak, sofradan yoğurdu eksik etmemek, turşu kurmak, tarhana hazırlamak, yaz domatesinden kışlık salça yapmak, meyvenin bol olduğu mevsimde reçel kaynatmak…
Tüm bu geleneksel uygulamalar tabii ki tek başına bir hastalığı önleyen mucize yöntemler değil, ancak bunlar doğru uygulandığında hijyen, dengeli beslenme, bağırsak sağlığı ve sağlıklı yaşam açısından küçümsenmeyecek kadar önemli olduğu aşikardır.
Limon kolonyası: güzel kokunun ötesinde şifa ve hijyen kaynağı
Anadolu evinde misafir geldiğinde ilk uzatılan şeylerden biri yıllarca limon kolonyası oldu. Bayram ziyaretinde, otobüs yolculuğunda, berberde, lokantada, tuvaletlerde hatta hasta ziyaretinde bile kolonya hayatımızın içindeydi. Bu alışkanlığın bilimsel açıdan en önemli tarafı limon kokusundan çok kolonyanın içerdiği alkol ve limon esansının aromatik etkisidir.
Yeterli oranda € alkol içeren ürünler ellerde bulunan pek çok mikroorganizmanın miktarını kısa sürede azaltabilir.
Diğer taraftan limon esansının aromatik etkisi içerdiği limonen ve sitrat sayesinde anksiyete ve stres azaltıcı etki sağladığı gibi, zihinsel performansı ve odaklanmayı artırıcı etkiler taşır.
Elbette kolonya hijyenik açıdan el yıkamanın yerini tamamen tutmaz. Diğer yandan çok sık kolonya kullanılması hassas ciltlerde kuruluğa da neden olabilir.
Dışarıdaki ayakkabıyı kapıda bırakmak
“Dışarının ayakkabısı dışarıda, evin terliği evde kalmalı.”
Anadolu evlerinin en yerleşik alışkanlıklarından biri de dışarıda kullanılan ayakkabıyla evin içinde dolaşmamaktır. Sokakta kullandığımız ayakkabılarla çamuru, tozu ve dış ortamdan gelen çeşitli kirleri eve taşımamak son derece basit ama mantıklı bir temizlik alışkanlığıdır.
Evde ayrı bir terlik veya ev ayakkabısı kullanmanın da bazı yararları vardır. Ayağı soğuk zeminden, küçük yaralanmalardan ve zemindeki yabancı maddelerden koruyabilir. Özellikle ileri yaşlarda ise kullanılan terliğin ayağı iyi kavraması ve tabanının kaymaması önemlidir.
Zeytinyağlı sabun: sadeliğin ve temizliğin simgesi
Anadolu’nun birçok bölgesinde zeytinyağlı sabunun ayrı bir yeri vardır. Ege’den Güneydoğu Anadolu’ya kadar yıllardır el ve vücut temizliğinde kullanılır.
Sabunun en büyük yararı aslında çok basittir: Derideki yağı ve kiri uzaklaştırarak mikroorganizmaların mekanik olarak temizlenmesine yardımcı olur. Düzenli el yıkamanın bulaşıcı hastalıkların yayılımını azaltmada en temel korunma yöntemlerinden biri olduğu tartışmasızdır. Bununla birlikte geleneksel sabunlar alkalik özellik gösterebilir ve özellikle kuru, atopik veya çok hassas ciltlerde fazla kullanıldığında kuruluğu artırabilir.
Yoğurt: Anadolu sofrasının lezzetli kahramanı
Belki de Anadolu mutfağının sağlık açısından en değerli geleneklerinden biri yoğurttur. Yoğurt bizde yalnızca kahvaltıda veya ara öğünde yenilen bir yiyecek değildir. Çorbanın içine girer, mantının üzerine konur, ayran olur, cacık olur, ana yemeğin yanında sofraya gelir. Sütün fermantasyonu sonucunda oluşan yoğurt; kaliteli protein, kalsiyum ve çeşitli besin öğeleri sağlar. İçerdiği canlı mikroorganizmalar da kullanılan ürüne ve üretim yöntemine bağlı olarak bağırsak mikrobiyotasına katkıda bulunur.
Ancak burada da aynı kural geçerlidir: Her yoğurdu mucizevi bir “probiyotik ilaç” gibi görmek doğru değildir. Anadolu mutfağının başarısı aslında Yoğurdu günlük beslenmenin doğal bir parçası haline getirmiş olmasıdır.
Tarhana: Anadolu’nun eski hazır çorbası
Bugün raflarda çeşit çeşit “fonksiyonel gıda” görüyoruz. Oysa Anadolu insanı yüzyıllar önce üstelik buzdolabının olmadığı dönemde mükemmel bir fonksiyonel gıda geliştirmişti: “tarhana”.
Yoğurt, tahıl, sebze ve çeşitli yöresel malzemelerin karıştırılıp fermente edilmesi, ardından kurutulmasıyla hazırlanan tarhana hem besinlerin değerlendirilmesini hem de uzun süre saklanmasını sağlıyordu.
Tarhananın içeriği bölgeden bölgeye değişir. Ancak genel olarak tahıl ve yoğurdun birlikte bulunması nedeniyle karbonhidrat, protein ve çeşitli mineralleri aynı tabakta bir araya getirebilir. Bununla birlikte aşırı tuz yükü oluşturmasın diye içerdiği tuz miktarına dikkat etmek gerekir.
Anadolu’nun fermantasyon kültürü
Bugün bağırsak mikrobiyotası ve fermente besinler dünyanın en çok konuşulan beslenme konularından biridir. Oysa Anadolu mutfağında fermantasyon yeni keşfedilmiş bir yöntem değildir. Yoğurt, kefir, tarhana, turşu, şalgam, boza, fermente sucuklar en bilinen fermente sinbiyotik özellikli besinlerdir.
Toplumumuz “mikrobiyota” kelimesini bilmeden önce de mikroorganizmaları mutfağın bir parçası haline getirmişti.
Geleneksel yöntemlerle hazırlanan turşu ve şalgamın üretiminde laktik asit fermantasyonu gerçekleşebilir. Ancak önemli bir ayrıntı var: Her turşu ve her şalgam otomatik olarak probiyotik değildir. Isıl işlem ve pastörizasyon canlı mikroorganizmaların miktarını önemli ölçüde azaltabilir. Bu nedenle fermente edilmiş ürünler tercih edilmelidir.
Bu ürünlerin en büyük dezavantajı içeriklerindeki tuzdur. Tuzlu ürünlerin özellikle hipertansiyon........
