menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Makam ve Koltuk Gider, İnsanlık Kıvamı Kalır!

10 0
25.09.2026

Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tarih Tıp Veteriner Ziraat

Güzel Sanatlar ve Tasarım

İktisadi ve İdari Bilimler

İnsan ve Toplum Bilimleri

Fikri görünür kılan kalem; kalemi anlamlı kılan istikrardır.

Makam ve Koltuk Gider, İnsanlık Kıvamı Kalır!

AVDET-FD Modeliyle Bir Çözümleme

Bilindiği üzere bürokrasi ve kurumlar, bireyi diri bir vicdan ve irade olmaktan çıkarıp mekanik bir sistem aparatına, yani bir “Kurumsal Nesne”ye dönüştürme riski barındırır. İnsanlık şahsiyetinin unvanlarla, iktidar ilişkileriyle, makam hırsları ve menfaat şebekeleriyle sınandığı zorlu kamusal alanda, üniversite yöneticiliği de sıradan bir idari teknisyenlik işi değil, tersine doğrudan doğruya varoluşsal, aksiyolojik ve ahlaki bir kıvam sınavı konusudur. İlişkisel Bütünlükçü Yaklaşımla Anlam ve Değer Temelli Felsefi Danışmanlık (AVDET-FD) modeli, önceki çözümleme yazılarımızda da belirttiğimiz üzere, insanı kuru bir akılcılığa veya tıbbi tanı kalıplarına hapsetmeksizin ontolojik kırılganlığı (Onto-Antropoloji), anlam ve değer üretme yetisi (Aksiyoloji) ve toplumsal-kurumsal çarklar arasında şahsiyet bütünlüğünü koruma bilinci ve çabası (Ahlak) üzerinden değerlendirir.

Prof. Dr. Cemil Çelik’in Yadımda Kalanlar başlıklı hatıratında İnönü Üniversitesi 2012-2016 yıllarına tekabül eden ikinci rektörlük dönemine ilişkin olarak dile getirdikleri, tam da kamusal imtihan alanında bir üniversite yöneticisinin araçsal aklın nesneleştirici tazyiklerine karşı sergilediği duruşu ortaya koymaktadır. Bu çözümlemede, Cemil Çelik’in ikinci rektörlük döneminde uyguladığı yönetim anlayışı, icraatları, kültürel ve sosyal projeleri, AVDET-FD modelimizin üç kurucu dayanağı (Dört Boyutlu İnsan Tasavvuru, İlişkisel Bütünlükçü Anlam-Değer Tasavvuru ve İnsan-Kalma Bilinci Olarak Ahlak Tasavvuru) ile Yedi Boyutlu uygulama mimarisi bağlamında eleştirel ve felsefi bir çözümlemeye tabi tutulacaktır.

I. Onto-Antropolojik Zemin: Dört Boyutlu İnsan Tabiatı ve YZK İlkesi AVDET-FD modelimizin birinci kuramsal dayanağı, insanı parçalamadan İhtiyaç, Duygu, Düşünce ve İmkân boyutlarının dinamik gerilimi içinde tanımlar. İnsan tabiatı, yüksek özgül ağırlığına rağmen çevresel etkilere ve menfaat fırtınalarına karşı cıva misali akışkan ve değişken bir yapı arz eder. Bu yapının başıboş kalıp dağılmasını (ilkesiz savrulma ve oportünizm) yahut dogmalarla dondurulmasını (katılaşma ve duygusal/ahlaki felç) engelleyen pusula ise Yerinde, Zamanında, Kıvamında (YZK) söyleme ve eyleme ilkesidir.

1. Kaderiyet Sınırı ve Faillik Gücü

Modelimizde insanın İmkân boyutu, bireyin değiştiremeyeceği makro şartları temsil eden Kaderiyet (Sınır) ile ahlaki dönüştürme iradesini temsil eden Faillik (Aşma) gerilimi üzerinde vücut bulur. Cemil Çelik, Malatya’nın kendine has siyasal bagajını, radikal hareketlerin miras bıraktığı ideolojik tortuları ve yerel iktidar kliklerinin üniversiteyi tahakküm altına alma emelini “Kaderiyet” alanı olarak belirlemiştir. Malatya’yı Konya ve Kayseri gibi şehirlerle mukayese ederken, geçmişte yaşanan travmaların faturasını sadece eski rektörlere kesmeyip şehrin sığ ve reaktif din algısını da sorgulaması, olaylar-arası ilişkiselliğe dair sistemik farkındalığın ve Kaderiyet sınırlarını doğru okumanın bir tezahürü durumundadır

Çelik, bu nesnel sınırlara teslim olup edilgen bir kurban rolüne sığınmak yerine rektörlük makamının meşru yetkilerini ahlaki bir Faillik imkânına tahvil etmiştir. İkinci dönem adaylığında, bazı siyasi ve cemaat yaklaşımların “İslami yönü öne çıkan bir arkadaşımız rektör olsun” baskılarına ve kendisini bir “geçiş dönemi adamı” olarak görme tavırlarına karşı mesafesini muhafaza etmiştir. Yerel aktörlerin ve çıkar çevrelerinin üniversitenin iç işlerine müdahale etmesine izin vermemiş, kaderiyetin meşru sınırları içinde özerk bir ahlaki eylem alanı açma yoluna gitmiştir.

2. YZK İlkesi ve Başörtüsü Sorunun Tedrici Çözümü

Cemil Çelik’in yönetim anlayışında YZK ilkesinin en berrak şekilde işledi süreç, üniversitede kronik bir kriz haline getirilmiş olan başörtüsü yasağının aşılması sürecidir. Modelimizin ısrarla vurguladığı üzere, dürtüsel ve tepkisel hamlığı işaret eden “ilkel” tutum ile hikmetli duruşu simgeleyen “ilkeli” tavır arasındaki fark, ahlaki farkındalığı temsil eden “i” harfi kadar ince ve hassastır. Karar ve uygulamanın doğru zeminde (Yerinde), şartlar olgunlaştığında (Zamanında) ve itidal dairesinde (Kıvamında) icra edilmemesi, hakka ve hakikate “YaZıK” edilmesine yol açar.

Çelik, başörtüsü yasağını ideolojik bir rövanşizme ve hamaset / kahramanlık gösterisine çevirmek yerine peygamberî tedricilik usulünü takip ederek adım adım ilerleyen basiretli bir yol izlemiştir:

Yerinde: Önce yerleşkenin açık alanlarında, ardından yemekhane ve kütüphanede, akabinde İlahiyat Fakültesi dersliklerinde ve en sonunda tüm birimlerde yasağı ortadan kaldırmıştır.

Zamanında: Süreç, toplumsal ve kurumsal gerilimi tırmandırmadan, tarafların zihinsel intibakına alan açarak yürütülmüştür.

Kıvamında: Gerek önceki dönemin kutsal istismarcılığı gerekse yeni dönemin olası kutsal tüccarlığına prim vermeyerek “birleşik kaplar” misali iki zıt ideolojik yaklaşımın aynı sığ algı havuzundan beslendiğini fark etmiş ve yeni bir kutuplaşmaya geçit vermemiştir.

Bu YZK kıvamı sayesinde İnönü Üniversitesi ne jakoben bir yasakçılığın katılığına (donma) ne de karşıt bir intikamcılığın taşkınlığına (savrulma) düşmeksizin hak ve hakkaniyet iklimini sükûnetle tesis etmiştir.

3. Ontolojik Kırılganlık ve Sağlık Sorunu

İhtiyaç boyutu, insanın fıtri zaaflarını ve ontolojik acizliğini temsil eder. Cemil Çelik’in Nisan 2014’te yaşadığı acil koroner bypass ameliyatı süreci, bir yöneticinin insani sınırlarıyla yüzleşmesinin bir örneğidir. Kalp damarlarının ˜ ve p tıkalı olduğunu öğrendiğinde ameliyatı tevekkülle kabul etmesi, ameliyat esnasında mesai arkadaşlarının duyabileceği heyecanı hesap ederek kurumsal yükü şahsileştirmemek adına Ankara’ya naklini onaylaması, insanın “kendi nefsine insaf etme” eşiğidir.

II. Aksiyolojik Zemin: Anlam-Değer, Ayrılmazlık İlkesi ve Üç Vasat Metaforu

AVDET-FD modelimizin ikinci kuramsal dayanağı / katmanı olan anlam ve değer tasavvuru, “İnsan düşünme gücüyle anlam ve değeri nasıl üretir / keşfeder?” sorusuna yanıt arar. Hatırlanacağı üzere anlam ve değer aklın üç kademeli ilişkisel ağ üzerinde işlemesi ve Dört Kurucu Şartın (İlişki Uygunluk/Tenasüp Hiyerarşi/Düzen Yeni Bütünlük) işletilmesiyle vücut bulur. Bu süreçte kurulan her bağ taraflara bir statü ve bu statünün getirdiği kaçınılmaz bir Mükellefiyet yükler. Hak-yetki ile görev-sorumluluğun içsel kopmazlığı Ayrılmazlık (Telâzüm) taraflar arasındaki adil karşılıklılık ise Bakışıklık (Tekâbül) ilesiyle yürür.

1. Basamak Değeri ve Menfaatin Ahlakı Teferruat Kılmasına Karşı Duruş

Modelimizdeki Hiyerarşi ve Düzen şartı, matematiksel “basamak değeri” analojisiyle açıklanır: Birler basamağındaki 1 ile yüzler basamağındaki 1 arasındaki fark, ilişkisel konumlanışın doğurduğu kıymet farkıdır. Asli amaçlar (haysiyet, adalet, ilim) ile tali araçlar (makam, unvan, ihale) yer değiştirdiğinde basamak değeri çöker ve aksiyolojik bir yıkım doğar.

Cemil Çelik’in ikinci dönem seçimlerinde karşısına aday olarak çıkarılan Tıp Fakültesi Dekanı ve etrafındaki grupların Ankara ve YÖK koridorlarında yürüttüğü kulis ve tezvirata ilişkin tespitini “Maksat menfaat olunca ahlâkın teferruat olduğunu yaşayarak öğrenmiş oldum” şeklinde dile getirir ki bu basamak değeri iflasının veciz bir teşhisidir. Çelik, menfaati amaç, ahlakı ise feda edilebilir bir araç kılan bürokratik pragmatizme karşı Ankara’da kapıları aşındırmayı zül saymış, “Bu ülkenin ve bu üniversitenin rektör olarak bana ihtiyacı varsa atasınlar” diyerek varoluşsal basamak değerini korumuştur.

2. Akademik Dokuma Tezgâhı ve Yetki Çözgüsü ile Liyakat Atkısı

AVDET-FD diğer kurumsal yapılarda olduğu gibi üniversitede de dikey yetkilerin çözgü, bilimsel emek ve liyakatin ise yatay atkı iplerini oluşturduğu bir “Dokuma Tezgâhı” metaforu üzerinden çözümler. Bu yapıda yetkiler (çözgü ipleri) aşırı gerilip baskıya dönüşürse kurumsal bütünlük (kumaş) çatlar / parçalanır, bilimsel çaba ve emek (atkı ipleri) yetkiyi tanımaz / liyakatle yürütülmezse kurumsal yapı (tezgâh) dağılır ve işlevsiz kalır.

Çelik döneminde akademik dokuma tezgâhı şu icraatlarla dengelenmeye çalışılmıştır:

Nitelikli Tıp Eğitimi Modeli: Tıp fakültesindeki 2500 saatlik mükerrer ve ezberci müfredatın ayıklanması, 15 bin soruluk denetimli soru havuzunun kurulması, simülasyon ve pratik sınav merkezlerinin inşası; yetki çözgüsünün liyakat atkısıyla kenetlenmesidir. Hekimlik sanatının usta-çırak ilişkisi ve muhakeme zeminine oturtulmasını sağlayan bu hamle, doğrudan tezgâhta dokunan kumaşın, yani kurumsal işleyiş ve işlevin kalitesini artırmıştır.

AR-GE, Patent ve Proje Seferberliği: TÜBİTAK destekli proje sayısının 52’ye, kullanılan bütçesinin 20 milyon liraya yükselmesi, patent alan öğretim üyelerinin ödüllendirilmesi ve Malatya’nın en çok proje üreten merkezlerden biri haline gelmesi, bu dönemde yönetimin akademik emeğe hakkını teslim etmesinin bir sonucudur.

Sosyal Bilimlere Pozitif Ayrımcılık: Akademi camiasında yaygın bir durum olan sosyal bilimlerin fen ve tıp bilimlerinin gölgesinde kalması karşısında Çelik’in inisiyatif alarak, sosyal bilimcilere yayın ön koşulu aramaksızın uluslararası seminer ve bildiriler için BAP desteği verilmesini sağlaması, tezgâhın zayıf kalmış atkı iplerini güçlendirme gayretidir.

3. Kamusal Çift Kollu Terazi: Yetki ve Kamu Hukuku Dengesi

Kamu idaresi bir kefesinde “imza ve yetki”, diğer kefesinde ise “tüyü bitmemiş yetimin hakkı ve kamu hukuku” bulunan çift kollu bir terazi misali yürütülmelidir. Eğer bu terazinin sorumluluk kefesi boşaltılıp sadece yetki ağırlığı kullanılırsa despotizm doğar.

Cemil Çelik’in ikinci döneminde hayata geçirilen iki devasa proje yönetim terazisinin adaletle dengelendiğini göstermektedir:

5.3 MW Güneş Enerjisi Santrali yahut Güneş Tarlası: Turgut Özal Tıp Merkezi’nin kapalı sistem mimarisinden kaynaklanan yüksek enerji sarfiyatını devlet bütçesine ilave yük getirmeden çözmek amacıyla ve türlü bürokratik engeller aşılarak,........

© Akademik Akıl