Fiziki Toplumsallıktan Dijital Sosyalliğe Liderlik Ufku
Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat
Güzel Sanatlar ve Tasarım
İktisadi ve İdari Bilimler
İnsan ve Toplum Bilimleri
"HAYATI: doğal bir OKUyuşla; PAYLAŞmak"
Fiziki Toplumsallıktan Dijital Sosyalliğe Liderlik Ufku
İnsan, sadece biyolojik bir organizma ya da rasyonel bir hesap makinesi değil, aynı zamanda varoluşsal bir anlam arayışında olan sosyopolitik bir canlıdır. Bu durum, bireyin kendi varlık potansiyelini ancak bir topluluk/cemiyet içerisinde gerçekleştirebileceği gerçeğine işaret eder. Toplumsal yaşamın sürekliliği; düzen, denge ve huzur gibi her biri adaletin farklı birer tezahürü olan unsurların bir arada tutulmasına bağlıdır. Bu karmaşık yapının işlevselliği, tesadüflere bırakılamayacak kadar hayati bir olgu olup toplumsal hayatın her alanında ve katmanında “liderlik” kurumunu zorunlu kılar. Liderlik, sanılanın aksine sadece siyasi bir temsil alanı değil; aileden akademiye, sivil toplumdan iktisadi hayata kadar toplumsal dokunun her aşamasında ve kurumsal yapılarda karşımıza çıkan, “insanlık bilinci”nin somutlaştığı bir rehberlik makamı olarak anlaşılmalıdır.
Günümüz dünyasında, modern ve post-modern düşüncenin getirdiği, teknolojik imkânların kitleselleştirdiği anlam krizlerine ve toplumsal çözülmelere şahitlik etmekteyiz. Bu durum, bizi liderlik olgusunu salt bir güç/yetki kullanımı olarak görmenin ötesine geçerek, birey düzleminde bir “ahlâkî öznelik” ve toplumsal düzlemde saygın bir “ahlâkî örneklik” üzerine inşa etme gerekliliği üzerine düşünmeye sevk etmektedir.
İhtiyaçtan İmkâna: Varoluş Ekseninde İnsan ve Toplum
İnsan, doğası gereği hem biyolojik hem de zihinsel ihtiyaçlarını ancak bir topluluk içerisinde giderebilen medenî bir varlıktır. “İhtiyaç” kavramı burada sadece maddi eksiklikleri değil, insanın “insanlaşma” sürecindeki varoluşsal kendine yetmezliğini de ifade eder. “İmkân” ise, hem her bireyin özünde taşıdığı akıl ve irade potansiyeli hem de doğal ve toplumsal çevre içinde bulunmasıdır. Bu bağlamda toplumsallık, basit bir bir-arada yaşama pratiğinden ziyade, bireyin kendi varoluş potansiyelini gerçekleştirmesi için bir zorunluluğu ifade eder. Toplumsal hayatın nihai gayesi, bireylerin tek başlarına ulaşamayacakları en yüksek hayr olan “mutluluğun tahsili”dir. Ancak bu mutluluk, anlık hazların tatmini veya maddi refahın azami seviyede sağlanması değil; insanın akıl ve irade yetilerini en üst düzeyde kullanmasıyla elde edilen bir kemâl/yetkinlik halidir.
Hakiki bir toplumsal liderlik, tam da bu noktada, toplumsallığın her alan ve katmanında, dağınık kalması mümkün/muhtemel ferdi iradeleri ortak bir erdemli amaç etrafında birleştiren, böylece onlar için ahlâkî öznelik yolunu genişletici/dönüştürücü bir örneklik/ önderlik gücü olarak tebarüz eder. Bu da liderliğin, toplumsal/kurumsal sorunlar/krizler karşısında teslimiyetçi bir atalete/pasifizme sığınmak yerine, her sonucun bir nedeni olduğunu bilerek ve bu nedenleri yönetmeye odaklanmasını; makuliyet ilkesiyle kararlarını tutarlı ve denetlenebilir kılmasını; liyakat ilkesiyle keyfiliğe meydan vermemesini gerektirir ki bunlar toplumsal adaletin en güçlü teminatıdır.
Anlam ve Değer: Ortak Gaye ve Liderlik
Liderlik, her şeyden önce kendisiyle diğer insanlar arasında anlam ve değer yüklü bir ilişki/bağ kurabilmiş olmayı yani insan-olma/insanlık bilincine sahip olmaktır. Bu bilincin doğal ürünü sorumluluk olarak ortaya çıkar ki bunun açılımı, yukarıdaki satırlarda dile getirildiği üzere bir topluluğu/toplumu oluşturan fertlerin dağınık kalma riski taşıyan iradelerini ortak bir erdemli hedefe yönlendirmektir. Hakiki liderlik bu işlevi sahip olduğu liyakatle, makuliyet ve samimiyetle insanların saygı, güven, bağlılık ve itaatlerini kazanarak yerine getirme yeteneği ve sanatıdır. Karar, söz ve eylemleriyle, tutum, tavır ve tercihleriyle insanları etkilemesi, liderin onlarla anlam ve değer köprüsü kurabilmiş olması demektir. Bu ise lider ile topluluğun/toplumun fikir, duygu, heyecan, hedef, gaye ve ülküye ortak olmalarını sağlar. Böylece bu ortaklık, toplumda bir dayanışma, eksikleri tamamlama, hataları hoş görme ruhunu besleyip güçlendirir; tasada ve kıvançta birliği doğurur. Kısacası liderlik, özünde bir “atıf/referans/güvenme” meselesi olup insanlar, bir liderin karar, söz ve eylemlerinde bir “anlam” ve “değer” bulmak isterler. Anlam ve değerin inşası ise makuliyet ve samimiyet zemininde gerçekleşir.
Makuliyet ve Samimiyet: Güvenin/Güvenliğin Zemini
Makuliyet, kararların sadece güç ve yetkiye değil, akla ve hakikate dayalı ve uygun olmasıdır. Bir liderin kararları, söylemleri ve eylemleri, mantıksal bir tutarlılık, hakkaniyete dayalı bir meşruiyet ve nesnel bir berraklık taşımalı; kuru bir teknokrasiden ibaret kalmayıp “insanlık bilinci” ile mayalanarak bir “ahlaki örneklik” sergilemelidir.
Samimiyet/içtenlik/dürüstlük, liderin sözü ile özünün, niyet ile eyleminin bir-bütün olması halidir. Ahlaki bir değer olarak samimiyet, insanın kendi iradesiyle iyi olmayı seçmesi ve bu süreçte vicdan onayı alması, söz ve eyleminin öncelikle kendi içine sinmesidir. Samimiyetin yokluğunda, en akıllıca/rasyonel sistemler bile birer “istismar/sömürü” aracına dönüşür. Liderlikte samimiyet, yönetilenlerde “güven” duygusunu filizlendirir. Samimi bir lider, hatalarını kabul edebilen, eleştiriden çekinmeyen, iştişareye açık ve çevresine sürekli güven ve umut aşılayan kişidir.
Saygı ve Saygınlık: Otoritenin İşlevsel İkilisi
Liderlik olgusunun işlevselliği, “saygı” ve “saygınlık” arasındaki bağ ve hassas denge ile gerçekleşir. “Saygı”, çoğu zaman bir makama, güce veya yasal zorunluluğa duyulan olumlu/yapıcı mesafe iken; “saygınlık”, liderin şahsında tecessüm eden “insan-olma ve insan-kalma bilinci”nin ilk ürünleri olan kök erdemlerin (hikmet, şecaat, iffet ve adalet) toplumda uyandırdığı gönüllü benimsenme ve sahiplenilme durumudur. Saygı, kişinin yeteneklerinden veya statüsünden bağımsız olarak, her canlının yaşam hakkına ve onuruna gösterilen/tanınan itibarın ifadesi iken, saygınlık (itibar), bundan daha fazla ve derin saygı uyandıran bir olgudur. Liderlik bağlamında saygınlık üç düzey yahut boyutta ortaya çıkar:
Psikolojik Saygınlık: Bireyin kendine anlam ve değer atfetmesi durumu yahut özbilinç ve özsaygıdır (tevazu-vakar). Kendisiyle barışık olmayan, kendi kusur ve hatalarını kabul edemeyen birinin gerçek manada liderlik yapması hayli zordur, hatta mümkün değildir.
Sosyolojik Saygınlık: Toplumun kişiye biçtiği anlam ve değer olup genellikle statü, meslek ve dış görünüm üzerinden şekillenir. Sosyolojik saygınlık yanıltıcı olabilir; eğer liderlik otoritesi sadece bu sığ değerlere........
