Yeni Aldığım Plaketin Öyküsü ve Bu Konudaki Düşüncelerim
Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Güzel Sanatlar ve Tasarım Fen Hemşirelik İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat
Güzel Sanatlar ve Tasarım
İktisadi ve İdari Bilimler
"HAYATI: doğal bir OKUyuşla; PAYLAŞmak"
Yeni Aldığım Plaketin Öyküsü ve Bu Konudaki Düşüncelerim
Geçenlerde, elimde çapa-kürek, bahçede güneş altında çalışıyorum. Genç, gayretli ve çalışkan meslektaşlarımızdan Polat Dursun kardeşim telefon etti. ‘Türk Jinekolojik Onkoloji Vakfı’ adında bir vakıf kurmuşlar. Başkentimiz Ankara’da, bilimsel aktivitelerinden olan ikinci kongrelerini yapacaklarmış. Bana da ‘başarı ödülü’ plaketi vereceklerini söyleyerek kongrelerine davet etti.
Çok heyecanlandım, emekli olduktan sonra mesleki çalışmalarımı sonlandırdığımdan, ulusal kongremiz dışında olan kongrelere de pek katılmıyordum. Değişmez bir kuraldır, çoğu zaman bir işte çalışmayan emekliler, yalnız kalarak, giderek unutulmaya başlarlar. Bu yüzden olsa gerek, halen çalışmalarımı İstanbul Tabip Odası Emekli Hekimler Komisyonunda sürdürmekteyim. Ayda bir, Kadıköy Büroda toplanarak SSK-Bağkur- Emekli Sandığı emeklileri arasındaki maaş farklılıkları ve Beyaz Gömlekliler için Yaşam Merkezi ve Huzurevi projelerinde çalışmaktayım.
Ankara uçağında, ‘ben ne kadar başarılıydım’ diye düşünmeye başladım. Acaba başarının kriterleri nelerdir? Neleri yapınca başarılı olunur? Bundan otuz iki yıl önce 1994 te ilk kitabım olan ‘Jinekolojik Onkoloji’ yayınlandığında, büyük bir hevesle önce zamanın dekanı olan arkadaşıma götürdüğümde, kitabı üstünkörü inceledikten sonra masasının uzak bir noktasına koyup, bana çok da önemli değil anlamıda, ‘bizim falanca da kitap yazmıştı’ deyiverdi. Bu sözler üzerine, aslında akıllanmam lazımdı, ama ben hala uyanamamıştım. On yedi yıldır Jinekolojik onkoloji konusunda, kapsamlı bir kitap yayınlanmamıştı. Bu yüzden olsa gerek, kitabım ilgi çekince, yıllar içinde üç baskı daha yaptı. Ondan alınan ivme ile, fakülteden emekli oluncaya kadar, meslektaşlarımla birlikte, çok yazarlı, telif ve çeviri olarak, on iki kitap daha yayınladım.
1991 yılında Türkiye Klinikleri ile, yayınevinin ilk kez çıkaracağı Kadın Doğum dergisi nedeniyle tanıştım. (Benim dostluklarım pazara kadar olan menfaat ilişkisi tarzında değildir, Türkiye Klinikleri ile olan gönül bağım, halen de devam etmektedir.) Önceleri editör yardımcısı, daha sonra dergi editörü olarak başladığım görevlerime halen de devam etmekteyim. Şimdilerde dergimiz İngilizce olarak yayınlanmaya başladı ve uluslararası saygın dergiler arasına girdi. 2001 yılında yayınevinin çıkarmaya başladığı haftalık sağlık gazetesi ‘Medimagazin’de köşe yazıları yazmaya başladım. Yayınevi köşe yazarlarını üç yıl önce ‘Akademik Akıl web sitesine taşıyınca, biz de internet ortamına geçmiş olduk. Köşe yazılarımdan şimdiye kadar, deneme türünde, on bir tane de kitap yayınladım. Son beş tanesi internette, daha eski olanlar da ‘nadirkitap’ web sitesinde bulunuyor.
Bunlar başarılı sayılmam için asla yeterli olmamalıydı. Yıl 1999, klinikten yakın arkadaşım Bülent Tıraş’la birlikte ülkemizde ilk kez (ve sonrasında her iki yılda bir) ‘Aile Planlaması ve Üreme Sağlığı Kongreleri ‘erini gerçekleştirmeye başladık. Bu amaçla 2000 yılında Kontrasepsiyon ve Üreme Sağlığı Derneği’ni kurduk. Günlük rutin işler, ameliyatlar ve dersler nedeniyle hafta içlerinde, diğer çalışmalarım için yeterli zaman bulamayınca, cumartesi günleri de de hastanedeki odamda çalışmaya başladım. Zaten evde daktilo kullanmam, çok gürültü oluyor diye sorun yaratmaya da başlamıştı. (Sonraları bilgisayarda yazmaya başlamıştım). Artık cumartesi çalışmaları, normal düzenimin bir parçası haline gelmişti. Emekli oluncaya kadar, neredeyse otuz yıl kadar, sessiz ortamda cumartesi çalışmalarıma devam edegeldim. O günlerde (sağ olsunlar) temizlik görevlilerinin çaylarından içtim, koridorlardaki bağırış ve şakalarını izledim.
Aslında bazıları, ‘ülkemizde, başarılı insan bulunmaz’ da derler. Doğru mudur, orası pek bilinmez. O nasıl söz ola ki! Bakın anlatayım. Evet işin doğrusu bizde, başarılı insan pek yoktur Bizde olsa olsa, çok başarılı, çok çok başarılı, çok çok çok başarılı, 4, 5........
