Şefaat İnancıyla İlgili Doğrular ve Yanlışlar
Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tarih Tıp Veteriner Ziraat
Güzel Sanatlar ve Tasarım
İktisadi ve İdari Bilimler
İnsan ve Toplum Bilimleri
Fikri görünür kılan kalem; kalemi anlamlı kılan istikrardır.
Şefaat İnancıyla İlgili Doğrular ve Yanlışlar
Gayb ve ahiret konuları bağlamında insanların merak ettiği konulardan biri de şefaat meselesidir. Kimi insan şefaati, işlediği günah ve haksızlıkların bağışlanması için bir aracı veya torpil gibi düşünürken bazıları da dini vecibelerini tam anlamıyla yerine getirmiş olsalar bile bu konudaki iznin yalnız Allah’a ait olduğuna inanmaktadır. Bu ve benzeri yaklaşımlarla toplumda şefaatle ilgili farklı kanaatler oluşmuştur. Esasen ahiretle ilgili konular nakli delillere dayandığı için akli yorumlar ve matematiksel değerlerle açıklamak mümkün değildir. Bununla birlikte çalışmamızda şefaatin tanımı, mahiyeti, kapsamı ve insanların algılama biçimiyle ilgili bir değerlendirmede bulunacağız.
Şefaatin Tanımı ve Mahiyeti
Şefaat kavramı birbirine yakın türevlerle yaklaşık Kur’an’ın 32 yerinde geçmektedir. Hadis kaynaklarında da yeterince zikredilen şefaat, ilk dönemden itibaren İslam kaynaklarında yer almıştır. Buna göre şefaat, ahirette günahkâr müminlerin bağışlanmaları, dini vecibeleri ifa edenlerin de daha yüksek mertebelere ermeleri için peygamber, sahabe, alim ve takva sahiplerinin Allah’tan niyaz ve istirhamda bulunmalarıdır. Bu bağlamda Hz. Peygamber (sav)’ın şahsında müminlerin Allah’tan af dilemleri istenmiştir: “Bil ki, Allah’tan başka tanrı yoktur. Kendi günahın için, erkek kadın müminler için Allah’tan af dile. Ne yapacağınızı ve yerinizin neresi olacağını Allah bilir.” (Muhammed, 47/19) Bu ayet meali de Hz.Peygamber (sav)’in müminler için Allah’tan af istemesi ve ona verilen şefaat yetkisinin bir delili olarak değerlendirilmiştir. Çünkü dua ve bağışlanmanın ana teması, “günahkârlara şefaattir.” Bu nedenle kişinin dünyada ve ahirette işinin görülmesi veya suçunun bağışlanması için başkasını aracı kılma arzusu hep var olmuştur. Böylece Allah’ın lütfedeceği şefaat ve rahmetle bazılarının günahı bağışlanırken bazılarının da mükafat ve makamları arttırılmaktadır. Yeni devir kelam alimlerinden Abdullatif Harputi, şefaatin müminlere yansımasını; “1–mahşer günü insanların bir an önce hesaba çekilmesi, 2-müminlerden bir topluluğun hesapsız cennete girmesi, 3-cennetliklerin derecelerinin artması, 4-cehenneme giren günahkâr müminlerin çıkarılması, 5-cehennemde ebedî olarak kalanlardan bazılarının azaplarının hafifletilmesi” gibi beş şekilde açıklamıştır:
Müşriklerin Şefaat Anlayışı
Hz. Muhammed (sav), nübüvvetinin ilk 13 yılında Mekke’ de yaygın olan şirk inancıyla mücadele etmiştir. O günkü toplumun cehaleti, örf-adeti ve kültürü putperestlik inancıyla yoğurulmuştur. Onların dünya ve ahiretle ilgili en büyük beklentileri put ve diğer aracı nesnelerle Tanrı’ya yaklaşmak ve şefaatine ulaşmaktı. Bu itibarla müşrikler kendilerinin ürettikleri putları kutsamak için yarışıyorlardı. Oysa ki putlar ve semboller cansız, güçsüz ve bilinçsiz varlıklardı. Allah katında hatırlı kabul ettikleri kişiler de aciz ve beşer olmaktan başka bir nitelikleri yoktu. Müşriklerin bir argümanı da Allah’ın kızları olarak kabul ettikleri meleklerin şefaatidir. Özellikle Putperest Araplar’dan Huzâa ve Kinâne kabileleri, melekleri Allah’ın kızları kabul ederek câhiliye döneminin bilinç altı duygularını, erkek ve kız çocukları arasındaki ayırım olarak dışa vurmuşlardır. Bu temelsiz anlayışa göre erkek çocuklar öz evlât kabul edilirken ikinci sınıf varlıklar olarak gördükleri kızları da başlarından atarcasına -hâşâ- “Kızlar Allah’ındır” diyerek akıllarınca Tanrı nezdinde kendilerine şefaat edeceklerini ileri sürmüşlerdir. (Nahl 16/ 57) Kur’an, müşriklerin bu düşüncelerinin de geçersiz olduğunu şöyle açıklamıştır: “Göklerde nice melekler vardır ki, Allah dilediği ve razı olduğu kulları için izin vermedikçe onların bile şefaati hiçbir fayda sağlamaz.” (Necm 53/26
Dünyada Şefaat Aramanın Usul ve Adabı
Öncelikle şunu belirtelim ki dünyada samimi ve bilinçli olarak yapılan dualar nerede olursa olsun caiz ve doğrudur. Bu yaklaşım bireyler arasındaki kardeşlik duygularını da pekiştirir. Hasta veya dünyevi bir sıkıntı yaşayanlara tesellide bulunmak, dua etmek son derece önemlidir. Bu bağlamda bir velinin, alimin ve yakınımızın sağlığında veya vefatından sonra kabri yanında niteliklerini/adını anarak dua etmekte bir sakınca yoktur. Bu tür bir ziyareti müşriklerin putlara tapmasına benzetmek doğru değildir ve aşırı bir haksızlıktır. Çünkü İslam’da ölülerin hayırla yad edilmesi........
