menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Şeytan Bunun Neresinde?

9 0
wednesday

{vendor_count} satıcılarını yönetin

Bu amaçlar hakkında daha fazla bilgi edinin

Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat

Güzel Sanatlar ve Tasarım

İktisadi ve İdari Bilimler

İnsan ve Toplum Bilimleri

Fikri görünür kılan kalem; kalemi anlamlı kılan istikrardır.

Şeytan Bunun Neresinde?

Hikâyeyi kayınpederim Aydın Nefesoğlu anlattı…

Şeytanın yolu bir gün bir köye düşer. “Nereden, nasıl bir fesatlık çıkarsam?” diye düşünürken gözü, inek sağan genç bir kadına takılır. Az ötede de ineğin buzağısı, yani yavrusu, bir ağaca bağlı durmaktadır.

Şeytan bir süre onları izler. Sonra usulca gider, buzağının ipini azıcık gevşetir.

Annesinin sütüne hasret kalan buzağı, çekiştire çekiştire sonunda gevşetilmiş olan yularını koparır. Koşarak annesini emmeye giderken süt kovasına çarpar ve kovayı devirir.

Sağdığı süt ziyan olan genç kadın öfkeye kapılır. Eline geçirdiği odunla buzağıya vurur. Buzağı ağır biçimde yaralanır.

Duruma sinirlenen inek, bir tekmeyle kadını yere yıkar. Kadın oracıkta can verir.

Evden olup bitenleri gören kadının kayınpederi, ineğin gelinini öldürdüğünü sanır. Elinde tüfekle koşarak gelir ve ineği vurur.

Silah sesini duyan genç koca, evin yakınındaki tarladan çıkıp gelir. Karısı yerde cansız yatmaktadır. Babasının elinde ise tüfek vardır. Gördüğü manzara karşısında öfkesine yenilir. Tabancasını çıkarır ve babasını öldürür.

Ardından gerçeğin bambaşka olduğunu öğrenir. Bu kez o da kendi canına kıyar.

Bütün olup bitenleri bahçedeki ağacın dalından izleyen şeytan ise bıyık altından gülerek şöyle der:

“Bir de her felaketi bana yüklerler. Ben ne yaptım ki? Birazcık buzağının ipini gevşettim. Bu da suç mu şimdi?”

“İPİN GEVŞETİLMESİ” NE DEMEK?

Hikâyede anlatılan işin bütün sırrı, “ipin gevşetilmesi”ndedir.

Ama gerçek hayatta da ipin gevşetildiği pek çok duruma şahit olmaz mıyız?

Bir sözün yanlış zamanda söylenmesi…Bir bilginin eksik verilmesi…Bir söylentinin önemsenmemesi…Bir belirsizliğin büyümesine izin verilmesi…Birinin bilerek ya da bilmeyerek dışarıda bırakılması…Kimi zaman da “Ben ne yaptım ki?” rahatlığı…

Elbette hikâyedeki felaket yalnızca ipin gevşetilmesiyle açıklanamaz. Kovayı deviren buzağı da, öfkesine yenilen insan da, gerçeği araştırmadan hüküm veren de, şiddete başvuran da bu zincirin bir parçasıdır.

Ama bazen ilk gevşeyen halka, bütün zinciri harekete geçirir.

Ailede, arkadaşlıkta, evlilikte, çalışma hayatında ya da kurum içi ilişkilerde güven bir anda yıkılmaz. Önce küçük kırgınlıklar birikir. Sonra bu kırgınlıkların üzerine suskunluk, yorum, ima, alınganlık ve mesafe eklenir.

İnsanlar konuşmak yerine varsaymaya, sormak yerine hüküm vermeye, anlamak yerine tepki göstermeye başladığında ilişki yavaş yavaş zedelenir.

Hikâyedeki en kritik noktalardan biri de kimsenin durup “Aslında ne oldu?” diye sormamasıdır. Herkes ilk gördüğüyle karar verir. Herkes kendi öfkesiyle hareket eder. Oysa sağlıklı iletişim biraz da tepki vermeden önce gerçeği anlamaya çalışmaktır.

Bu nedenle iletişimde asıl mesele yalnızca doğru sözü söylemek değildir. Zamanında söylemek, açık söylemek, eksik bırakmamak, ima yerine doğrudan konuşmak ve en önemlisi, anlamadan hüküm vermemektir.

Çünkü bazen ilişkilerde şeytan büyük sözlerde değil; küçük suskunluklarda, eksik açıklamalarda, yanlış anlamalarda ve “Ben ne yaptım ki?” rahatlığında saklıdır.

Çalışma hayatında da böyle değil midir?

Bir toplantıya çağrılmayan çalışan…Birine verilen bilginin diğerinden saklanması…Başarının bir kişiye, sorumluluğun başkasına yüklenmesi…Duyulduğu hâlde önemsenmeyen bir dedikodu…Açıklanmayan kararlar…Görmezden gelinen kırgınlıklar…Zamanında çözülmeyen küçük sorunlar…

Bunların her biri başlangıçta........

© Akademik Akıl