menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Nedir Bu ‘Liyakat Liyakat’ Dedikleri?

35 0
11.05.2026

Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat

Güzel Sanatlar ve Tasarım

İktisadi ve İdari Bilimler

İnsan ve Toplum Bilimleri

"HAYATI: doğal bir OKUyuşla; PAYLAŞmak"

Nedir Bu ‘Liyakat Liyakat’ Dedikleri?

Hafta sonu bir ilköğretim öğrencisinden beklemediğim kadar ciddi bir röportaj teklifi aldım. Aynı yaşlardayken ben de merhum hâkim amcam Şemsettin Yüksel ile ilk röportajımı gerçekleştirmiştim. O anı hatırladım ve gülümsedim…

Konu ne, diye sordum.

Hani medya dese, haber dese, iletişim ve ilişkiler dese neyse de; liyakat nereden çıktı diye anlık olarak düşündüm.

Yani tarihin ilk çağlarından beri tartışılan bir konuda; ne de olsa “Sussan Olmaz; Susmasan Olmaz” kitabımın adını aklımdan geçirdim.

Liyakat, bir işi; o işi yapabilecek bilgiye, beceriye, ahlaka, deneyime, eğitime, hak ve sorumluluk duygusuna sahip olan kişiye vermektir. Yani bir koltuğa, bir göreve, bir yetkiye ya da bir sorumluluğa “kim yakınımız, kim bizden?” diye değil, “kim bu işi en doğru, en adil ve en iyi yapabilir?” diye bakarak birini getirmektir.

Çocuk başını salladı. Sonra ikinci soruyu sordu:

“Peki liyakatsizlik nedir?”

Liyakatsizlik de bunun tam tersidir; yani bir işi ehline vermemektir, dedim. Bir göreve, o görevi hak eden değil de tanıdık, yakın, sadık, güçlü ya da sesi çok çıkan birinin getirilmesidir.

Örneğin bir öğrenci korosunda sesi en güzel olanı, şarkıyı en iyi okuyanı değil de öğretmenin en sevdiği öğrenciyi ya da öğretmenin çocuğunu solo şarkı söylemeye çıkarırsanız, bu liyakatsizlik olur.

Ameliyatı cerraha değil de “çok iyi niyetli ama tıp okumamış” birine yaptırırsanız, bu da liyakatsizlik olur. Niyet iyi olabilir ama sonuç kötü olur.

Çocuk hemen araya girdi:

“Peki liyakat sadece diploma mıdır?”

Hayır, dedim. Diploma önemlidir ama tek başına yetmez. Liyakat; eğitim, bilgi, deneyim, karakter, çalışma disiplini, adalet duygusu ve sorumluluk bilincinin birlikte bulunmasıdır.

Bir insan çok bilgili olabilir ama adil değilse sorun çıkar. Çok çalışkan olabilir ama iletişim kuramıyorsa ekip bozulur. Çok zeki olabilir ama emanete sadık değilse güven yıkılır.

Bu yüzden liyakat sadece “ne biliyorsun?” sorusu değildir; aynı zamanda “nasıl bir insansın?” sorusudur.

Sonra çok güzel bir soru sordu:

“Liyakat neden önemlidir?”

Çünkü hayatımızın pek çok yerinde başkalarının işini doğru yapmasına ihtiyaç duyarız. Okulda öğretmenin iyi olması öğrencinin geleceğini etkiler. Hastanede hekimin, hemşirenin, teknisyenin ehil olması insan sağlığını etkiler. Belediyede, mahkemede, bankada, fabrikada, üniversitede, gazetede, şirkette, kısacası her yerde işin ehline verilmesi güven üretir.

Liyakat varsa insanın içi rahat eder. “Bu işi bilen biri yapıyor” der. Liyakat yoksa herkes tedirgin olur. Çünkü bilmeyenin elinde yetki, bazen iyi niyetle bile olsa zarar verebilir.

Çocuk bu kez biraz daha düşündü:

“Liyakat ne zaman ve nerede önemlidir?”

Her zaman ve her yerde önemlidir, dedim. Ama bazı yerlerde daha da hayati olur. Mesela bir köprü yapılırken mühendislik liyakati gerekir. Bir ilaç önerilirken tıbbi liyakat gerekir. Bir öğrencinin notu verilirken öğretmenlik liyakati ve adalet gerekir. Bir haber yazılırken gazetecilik liyakati gerekir. Bir kurum yönetilirken yöneticilik liyakati gerekir.

Küçük bir sınıf başkanlığı seçiminde bile liyakat önemlidir. Çünkü orada çocuklar, adaletin ilk provasını yaparlar. “Beni seven kazansın” mı diyecekler, yoksa “Bu işi en iyi kim yapar?” mı diye düşünecekler?

“Liyakat kamu kurumlarında mı daha önemlidir, özel kuruluşlarda mı?”

İkisinde de önemlidir, dedim. Kamu kurumlarında liyakat çok önemlidir çünkü kamu görevi milletin ortak hakkıyla ilgilidir. Orada yapılan hata sadece bir kişiyi değil, binlerce insanı etkileyebilir.

Ama özel kuruluşlarda da liyakat olmazsa işler bozulur. Şirket zarar eder, çalışanlar mutsuz olur, müşteri güveni azalır, marka yıpranır. Bir iş yerinde yanlış kişiye verilen bir görev, bazen sadece o görevi değil, bütün ekibin emeğini zedeler.

“Hangisinde daha yaygındır?” diye sordu.

Bu soruya kesin bir cevap vermek kolay değil, dedim. Çünkü her kurumun kültürü farklıdır. Bazı kamu kurumlarında da çok güçlü liyakat örnekleri vardır; bazı özel kuruluşlarda da ciddi kayırmacılık olabilir.

Asıl mesele kurumun kamu ya da özel olması değil; kuralların açık, ölçütlerin belli, denetimin güçlü ve kararların adil olmasıdır.

Çocuk bu kez dünyaya açıldı:

“Yurt dışında da liyakat tartışılır mı?”

Elbette, dedim. Liyakat sadece bizim ülkemizde konuşulan bir konu değildir. Dünyanın pek çok yerinde insanlar “Görevler ehline mi veriliyor?”, “Akrabalık, arkadaşlık, siyasi yakınlık ya da çıkar ilişkileri kararları etkiliyor mu?” diye tartışır.

Çünkü insanın olduğu yerde adalet arayışı da vardır, kayırmacılık tehlikesi de.

Tarihte de bu konu önemsenmiştir. Eski devletlerde iyi yöneticiler, işi ehline vermenin devleti ayakta tuttuğunu bilirlerdi. Bilge insanlar hep “emaneti ehline verin” demiştir. Çünkü emanet sadece para ya da eşya değildir. Bir sınıf, bir kurum, bir şehir, bir ülke, bir hastane, bir okul da emanettir.

Çocuk sonra en can alıcı soruyu sordu:

“Liyakat olursa ne olur?”

Liyakat olursa güven artar, dedim. İnsanlar çalışmaya daha çok inanır. Gençler “Emek verirsem karşılığını alırım” diye düşünür. Kurumlarda kalite yükselir. Hatalar azalır. Adalet duygusu güçlenir. İnsanlar birbirine ve sisteme daha çok güvenir.

“Liyakat olmazsa ne olur?”

Önce sessiz bir kırgınlık başlar. İnsanların yüzü gülse bile kalpleri buna itiraz eder. Hak edenlerin morali bozulur. Çalışanlar “Nasıl olsa emek değil, yakınlık kazanıyor” demeye başlar. “Çalışsan da aynı, çalışmasan da aynı” diye işleri boş vermeye başlar. İşte o zaman kalite düşer, verimlilik düşer. Hatalar artar. Kurum içi huzur bozulur. İnsanlar ya susar ya uzaklaşır ya da içten içe küser. Sonuçta da toplumda adalet duygusu zedelenir.

Mesela, diyelim ki sınıfta en çok çalışan, en sorumlu öğrenci değil de öğretmene en çok iltifat eden, hediye getiren, yağcılık yapan öğrenci öğretmeninden daha çok güler yüz alıyor. Öğretmen de sınıfta seçim yapmadan onu sınıf başkanı atıyor.

Peki, sence bu sınıfta artık işler nasıl yürür?

Öğrenciler aynı şevk ve istekle çalışmaya devam eder mi?

O sınıf, başkanının sözünü dinler mi?

Dinleseler de bunu başkanı takdir ettikleri için mi yaparlar, başkandan ve öğretmenden korktukları için mi?

İşte bunun gibi liyakatsizlik önce gönülleri kırar, sonra da emek ve düzen bozulur.

Çocuk bir süre sustu. Sonra sanki kendi yaşadığı ya da çevresinde gördüğü bir şeyi hatırlamış gibi........

© Akademik Akıl