menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İdeal Sağlık Yayıncılığı Nasıl Olmalı?

17 0
05.05.2026

Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat

Güzel Sanatlar ve Tasarım

İktisadi ve İdari Bilimler

İnsan ve Toplum Bilimleri

"HAYATI: doğal bir OKUyuşla; PAYLAŞmak"

İdeal Sağlık Yayıncılığı Nasıl Olmalı?

Bir sağlık haberi okursunuz; ertesi gün doktordan randevu alırsınız.

Bir televizyon programında bir uzmanı dinlersiniz; yıllardır kullandığınız ilacı sorgulamaya başlarsınız.

Sosyal medyada bir video görürsünüz; “Acaba bende de mi var?” diye telaşa kapılırsınız.

Bir yakınız size bir bağlantı gönderir: “Mutlaka oku, çok önemli!” der. Siz de okursunuz. Belki inanırsınız. Belki korkarsınız. Belki umutlanırsınız. Belki de farkında olmadan yanlış bir kararın eşiğine gelirsiniz.

İşte sağlık yayıncılığı bu yüzden sıradan bir yayıncılık alanı değildir.

Çünkü sağlık konusunda verilen bilgi, yalnızca zihnimizde kalmaz; davranışımıza, kararımıza, bedenimize ve bazen hayatımıza dokunur.

Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Akademik Dergisi Etkileşim’in son sayısında yayımlanan “Türkiye’de İdeal Sağlık Yayıncılığı İçin Normatif Bir Çerçeve Önerisi” başlıklı akademik makalemde tam da bu sorunun peşine düştüm:

Türkiye’de sağlık yayıncılığı, insan sağlığını önceleyen daha etik, daha güvenilir ve daha sorumlu bir yapıya nasıl kavuşabilir?

ARAŞTIRMA NE SÖYLÜYOR?

Bu çalışmada medya, sağlık ve akademi alanlarından 29 paydaşla yarı yapılandırılmış görüşmeler yaptım. Ardından 67 katılımcının görüşünü anket yoluyla aldım. Literatür birikimiyle birlikte Türkiye’de ideal sağlık yayıncılığı için uygulanabilir bir normatif çerçeve önerisi geliştirmeye çalıştım.

Araştırmanın temel bulguları şunu gösterdi: Sağlık yayıncılığında kanıta dayalı bilgi, zarar vermeme, çıkar çatışmalarının açık biçimde belirtilmesi, anlaşılır dil kullanımı, görsel kullanımında mahremiyet ve etik ölçülülük konularında güçlü bir uzlaşı var. Ayrıca sağlık editörlüğü sisteminin güçlendirilmesi, sağlık muhabirlerine sağlık okuryazarlığı eğitimi verilmesi ve denetim süreçlerinde ifade özgürlüğü ile kamu yararı arasında dengeli bir yaklaşım geliştirilmesi gerektiği öne çıkıyor.

Peki bütün bunlar yalnızca akademik bir tartışma mı?

Çünkü sağlık haberciliği yalnızca haber verme işi değildir. Doğrudan insan hayatına, toplum sağlığına ve kamu güvenine dokunan bir sorumluluk alanıdır.

Bazen bir haber okuruz ve hayatımız değişir.

Bir doktora gitmeye karar veririz.

Bir bitkisel ürüne umut bağlarız.

Bir hastalıktan şüpheleniriz.

Bir yakınımıza “Bak bunu mutlaka oku” diye mesaj göndeririz.

Hatta çoğu zaman haberin tamamını bile okumayız; yalnızca başlığı görürüz. Ama o başlık içimize bir korku, bir umut, bir telaş ya da bir şüphe bırakır.

Bir başlık bazen kalbimizi hızlandırır.

Bir cümle bazen içimize su serper.

Bir iddia bazen bizi bilimsel tedaviden uzaklaştırır.

Bir “mucize çözüm” vaadi bazen yılların birikimini, emeğini, tedavisini ve güvenini boşa çıkarabilir.

Bu nedenle sağlık yayıncılığında her kelimenin, her görüntünün, her uzmanın, her başlığın ve her iddianın ayrı bir ağırlığı vardır.

Ekonomi haberinde yapılan bir hata belki para kaybettirir. Siyaset haberinde yapılan bir hata belki algıyı etkiler. Spor haberinde yapılan bir hata belki tartışma doğurur. Ama sağlık haberinde yapılan bir hata, insanın bedenine, ruhuna, tedavi kararına, yaşam kalitesine ve kimi zaman hayatına dokunur.

COVID-19 pandemisi bize bunu çok açık biçimde gösterdi. Salgın yalnızca virüsle mücadele değildi; aynı zamanda bilgi kirliliğiyle, yanlış yönlendirmeyle, sahte uzmanlıkla ve korku yayan içeriklerle de mücadeleydi. Dünya Sağlık Örgütü’nün “infodemi” olarak adlandırdığı bu süreç, sağlığın yalnızca hastanelerde, laboratuvarlarda ya da ilaçlarda değil; bilgi ortamında da korunduğunu gösterdi.

Yanlış bilgi bazen tedaviyi geciktirir.

Bazen insanı bilimsel yöntemlerden uzaklaştırır.

Bazen gereksiz panik oluşturur.

Bazen de umut tacirliğine kapı aralar.

Bu yüzden sağlık haberciliğinde iyi niyet tek başına yeterli değildir. İyi niyet, doğru bilgiyle, bilimsel kanıtla, etik sorumlulukla ve uzmanlıkla birleşmediğinde zarar verebilir.

Araştırmada öne çıkan ilk temel ilke, kanıta dayalılıktır.

Sağlık haberi duyuma, söylentiye, popüler kanaate ya da sosyal medya etkisine göre yapılmamalıdır. Bir uzmanın konuşması da tek başına yeterli değildir.

O kişinin uzmanlık alanı nedir?

Söylediği bilgi hangi bilimsel veriye dayanmaktadır?

Bu bilgi güncel midir?

Karşı görüş var mıdır?

Riskler ve sınırlılıklar belirtilmiş midir?

Sağlık haberciliğinde “bir kişi böyle dedi” anlayışı yerine, “bilimsel kanıt ne söylüyor?” sorusu merkeze alınmalıdır.

Çünkü sağlık alanında her iddia aynı değerde değildir.

Her beyaz önlük bilimsel güvence anlamına gelmez.

Her akademik unvan, her konuda konuşma yetkisi vermez.

Her çok izlenen video, doğru bilgi taşımaz.

Her çok paylaşılan içerik, güvenilir içerik değildir.

Bu nedenle sağlık yayıncılığında gazetecinin en önemli görevi yalnızca aktarmak değil, doğrulamak; yalnızca duyurmak değil, bağlamına oturtmak; yalnızca ses vermek değil, kamu yararı açısından süzgeçten geçirmektir.

İkinci temel ilke, zarar vermeme ilkesidir.

Tıpta bilinen önemli bir ilke vardır: Önce zarar verme.

Bana göre sağlık yayıncılığının da kalbine bu ilke yazılmalıdır.

Bir haber hastayı damgalıyor mu?

Bir görsel hasta mahremiyetini ihlal ediyor mu?

Bir başlık gereksiz korku yayıyor mu?

Bir tedavi yöntemi mucize gibi sunuluyor mu?

Bir ürün örtülü reklamla pazarlanıyor mu?

Bir hastalığın belirtileri abartılarak herkesin kendisini hasta zannetmesine yol açılıyor mu?

Bunların her biri yalnızca habercilik tekniğiyle ilgili hata değildir. Aynı zamanda toplumsal sağlık açısından ciddi bir sorumluluk meselesidir.

Hastalıklar üzerinden korku üretmek kolaydır.

Umudu pazarlamak da kolaydır.

Zor olan; insanı korkutmadan uyarmak, kandırmadan umut vermek, karmaşık bilgiyi çarpıtmadan anlatmak ve bütün bunları kamu yararı içinde yapabilmektir.

İdeal sağlık yayıncılığı, tam da bu zor olanı başarmaya çalışmalıdır.

KİMİN ÇIKARINA HİZMET EDİYOR?

Üçüncü önemli başlık, çıkar çatışması şeffaflığıdır.

Sağlık alanı yalnızca bilimsel bilgi alanı değildir; aynı zamanda büyük bir ekonomik alandır. İlaçlar, takviyeler, özel hastaneler, estetik işlemler, tıbbi cihazlar, beslenme ürünleri ve alternatif tedavi........

© Akademik Akıl