Hep Şikayet Etmek Yerine Ne Yapabiliriz?
Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tarih Tıp Veteriner Ziraat
Güzel Sanatlar ve Tasarım
İktisadi ve İdari Bilimler
İnsan ve Toplum Bilimleri
Fikri görünür kılan kalem; kalemi anlamlı kılan istikrardır.
Hep Şikayet Etmek Yerine Ne Yapabiliriz?
Yeni bir eğitim-öğretim yılının telaşı başlamışken sonbaharın kaçınılmaz sürprizi erkenden benim de kapımı çaldı: Grip oldum.
Öyle olunca da insanın oturup uzun uzun düşünmeye, derin meseleleri tahlil etmeye pek mecali kalmıyor.
Söyleyecek sözüm bile gramla çıkıyor ağzımdan.
Ama içim içimi de yemiyor değil:
Bu arada yatakta terlemeye çalışırken sosyal medyada şöyle bir söze takıldı gözüm:
“Ya sevdiğini al, ya aldığını sev ya da oradan ayrıl.”
Hazır bugün ağır konulara girecek hâlim yokken bu sözün bana hatırlattığı bir hikâyeyi sizinle paylaşmak istedim.
Belki benim gibi biraz yorulanlara da iyi gelir.
DERVİŞİN EKŞİ NARLARI
Efendim, vaktiyle huzursuz bir derviş, ömrünü geçirebileceği sakin bir yer ararken yemyeşil bir dağ yamacında terk edilmiş küçük bir kulübe bulmuş.
Kulübenin bahçesinde de tek bir nar ağacı varmış.
Ağaç öylesine büyümüş ki dalları kulübenin penceresine kadar uzanıyor, üzerindeki narlar uzaktan kıpkırmızı parlıyormuş.
Derviş burayı çok sevmiş.
Ağaca bakmış, toprağını bellemiş, sulamış.
Narlar olgunlaşınca büyük bir hevesle birini koparıp tatmış.
Ama yüzü bir anda ekşimiş.
Nar öylesine ekşiymiş ki yemek neredeyse mümkün değilmiş.
Derviş başlamış ağaca söylenmeye:
“Bunca güzelliğin içinde bu nasıl meyve? Neden tatlı değilsin? Neden diğer bahçelerin narları gibi değilsin?”
Derviş her gün ağacın altında oturuyor, o ekşi narlardan yiyor, ardından da ağaca kızıyormuş.
Bir gün bu durum, oradan geçen yaşlı bir adamın dikkatini çekmiş.
Dervişi bir süre dinledikten sonra sormuş:
“Önünde üç yol varken neden dördüncü yolu seçiyorsun?”
“İstediğin tatlı narsa gider sevdiğin narın fidanını bulur, getirir buraya dikersin. Sevdiğini ararsın.
Yok, bu ağacı seviyorsan onun ekşi nar verdiğini kabul eder, meyvesini ona göre değerlendirirsin. Nar ekşisi yaparsın. Elindekini olduğu hâliyle seversin.
İkisini de yapamıyorsan bu ağacın altındaki kulübeni bırakır, başka bir bahçeye gidersin. Gitmeyi seçersin.
Ama sen ne istediğin narın peşine düşüyorsun, ne bu ağacın verdiği meyveyi kabul ediyorsun, ne de buradan gidiyorsun.
Her gün aynı ekşi narı yiyip ağaca kızıyorsun.
Belki de seni asıl tüketen narın ekşiliği değil; önündeki seçeneklerden hiçbirini seçmeyip sürekli şikâyet ediyor olman.”
BİZ HANGİSİNİ SEÇİYORUZ?
Şimdi biraz kendi hayatımıza bakalım.
İlişkilerimize, dostluklarımıza, çalışma hayatımıza…
Bazen bir şeyden ya da birilerinden memnun olmuyoruz.
Sosyal medyada tanıdık tanımadık kim varsa anlatıyoruz.
Bazen sabahtan akşama aynı meseleyi konuşuyor, aynı şeylerden şikâyet ediyoruz.
Ama değiştirmek için ne yapıyoruz?
Gerçekten istediğimiz şeye ulaşmak için gereken adımı atıyor muyuz?
Bazen elimizdekini olduğu hâliyle değerlendirmeyi bilmiyoruz.
Bazen de artık bize iyi gelmediğini düşündüğümüz bir yerde kalmaya devam ediyoruz.
Sonra aynı ekşi narı her gün yeniden tadıp:
“Niye böyle?” diye soruyoruz.
Belki de bazen bizi en fazla yoran yaşadığımız sorun değil, sorun karşısında sürekli aynı yerde kalmamızdır.
Elbette hayat, “sev, değiştir ya da git” kadar basit değil.
İlişkilerimiz, sorumluluklarımız, ailemiz, çocuklarımız, emeğimiz, geçmişimiz var.
Her şey bir çırpıda değiştirilemiyor.
Her kapı hemen........
