menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Devlet Teorisi Neden Aynı Zamanda İnsan Hakları Teorisidir?

23 0
06.10.2026

Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tarih Tıp Veteriner Ziraat

Güzel Sanatlar ve Tasarım

İktisadi ve İdari Bilimler

İnsan ve Toplum Bilimleri

Fikri görünür kılan kalem; kalemi anlamlı kılan istikrardır.

Devlet Teorisi Neden Aynı Zamanda İnsan Hakları Teorisidir?

Devletin ne olduğunu açıklamak için ülkesini, nüfusunu ve kamu gücünü tanımlamak gerekir. Ancak bu unsurlar, devletin hangi amaçla var olduğunu, yetkilerinin nereye kadar uzanabileceğini ve bireyin karşısında hangi yükümlülükleri taşıdığını tek başına açıklamaz. Bu sorulara yöneldiğimizde devlet teorisi ile insan hakları teorisi aynı konuyu incelemeye başlar. Çünkü iktidarın kuruluşunu açıklayan her yaklaşım, açıkça veya örtülü biçimde, insanın o iktidar karşısındaki konumunu da belirler.

Hukuk öğretiminde devletin ve insan haklarının farklı derslerde incelenmesi, uzmanlaşmanın anlaşılabilir bir sonucudur. Fakat derslerin ayrılması, konuların birbirinden bağımsız olduğu anlamına gelmez. Egemenlik anlatılırken özgürlükten, kamu gücü incelenirken bu gücün sınırlarından ve meşruiyetinden söz etmek kaçınılmazdır. Genel Kamu Hukuku kitabımın alt başlığında “Karşılaştırmalı Devlet ve İnsan Hakları Teorisi” ifadesine yer vermemin nedeni de bu bütünlüktür.

Fransız kamu hukukçusu Véronique Champeil-Desplats, 2012’de Jus Politicum dergisinde yayımlanan çalışmasında bu ilişkiyi doğrudan makalesinin başlığına taşır: “Devletin genel teorisi aynı zamanda bir temel özgürlükler teorisidir.” Çalışmanın gösterdiği üzere hakların hukuk düzenindeki konumu değiştikçe devletin yapısı, yetkileri ve kurumlar arasındaki ilişkiler de değişmektedir. Dolayısıyla haklar, devlet teorisinin sonuna eklenen ayrı bir konu olarak görülemez.

Burada bir ayrım yapmak gerekir. İnsan haklarını ihlal eden bir siyasal örgütlenme, sırf bu nedenle devlet niteliğini kaybetmez. Devletin varlığını açıklayan ölçütlerle onun meşruiyetini değerlendiren ölçütler aynı değildir. Max Weber’in devlet tanımı bu ayrımı hatırlatır. Weber devleti, belirli bir ülke üzerinde meşru fiziksel güç kullanma tekelini başarıyla ileri süren siyasal topluluk olarak açıklar. Bu sosyolojik bir çözümlemedir ve buradaki meşruiyet, yönetilenlerin otoriteyi hangi gerekçelerle geçerli kabul ettiğiyle ilgilidir. İnsan hakları bakımından sorulan soru ise bu otoritenin hangi koşullarda haklı kılınabileceğidir.

Çağdaş anayasal devleti anlamak isteyen bir teori, iktidarın nasıl kurulduğunu ve işlediğini açıklarken hangi amaçlar ve sınırlar içinde kullanılması gerektiğini de sormak zorundadır. İnsan hakları ikinci sorunun bugünkü kamu hukukundaki temel ölçütlerinden biridir; birinci sorunun kurumsal cevabını da biçimlendirir. Başlıktaki iddia bu anlamdadır; bütün devletlerin insan haklarına uygun davrandığını ileri sürmez.

Bu ilişkinin tarihine bakıldığında, özellikle Fransız anayasal düşüncesinden hareketle üç model ayırt edilebilir: devlete öncel kabul edilen insan hakları, güvencesi ağırlıkla kanunda aranan kamu özgürlükleri ve yasama organını da bağlayan anayasal temel haklar. Bu modeller farklı hukuk geleneklerinde farklı zamanlarda ortaya çıkmış, kimi zaman yan yana yaşamıştır; her toplumun aynı sırayla geçtiği aşamalar sayılmaları yanıltıcı olur.

1789 İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi’nin 16. maddesi, hakların güvencesi ile iktidarın örgütlenmesini birlikte ele alır. Maddeye göre hakların güvenceye alınmadığı veya kuvvetler ayrılığının belirlenmediği bir toplumun anayasası yoktur. Anayasa düşüncesi böylece devlet organlarının kuruluşuyla birlikte hakların korunmasına da bağlanır. Bu yaklaşımda bir metnin “anayasa” adını taşıması yeterli sayılmaz; iktidarı nasıl düzenlediğine ve kişiyi nasıl koruduğuna bakılır.

Özgürlüğün başlıca güvencesini kanunda gören yaklaşım ise önemli bir soruyu açık bırakır. İdare kanunla sınırlanabilir, fakat kanunun kendisi hakları ihlal ettiğinde bireyin nasıl korunacağı belirsiz kalır. Yirminci yüzyılın ağır deneyimleri, bir işlemin yetkili makam tarafından ve öngörülen usulle yapılmış olmasının adalet için yeterli olmadığını gösterdi. Hukukî biçim ile insan onuruna uygunluk arasındaki mesafe, savaş sonrasında kurulan hak koruma düzeninin temel meselelerinden biri oldu.

1948 İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin başlangıcı, insanın zulüm ve baskıya karşı son çare olarak ayaklanmaya yönelmek zorunda kalmaması için hakların hukuk düzeniyle korunmasını gerekli görür. Bildirgenin 28. maddesi de herkesin, ilan edilen hakların gerçekleşebileceği toplumsal ve uluslararası bir düzene hakkı olduğunu belirtir. Hakların tanınmasının yanında, onları kullanılabilir kılacak düzenin kurulması da bu metinle önem kazanır.

1949 Alman Temel Yasası bu anlayışın açık örneklerinden biridir. Birinci maddesi insan onurunu dokunulmaz kabul eder; ona saygı göstermeyi ve onu korumayı bütün devlet gücünün yükümlülüğü sayar. Aynı maddenin üçüncü fıkrası, devamındaki temel hakların yasama, yürütme ve yargıyı doğrudan uygulanabilir hukuk olarak bağladığını düzenler. Devlet organları artık usul kurallarının yanında temel haklarla da bağlıdır.

Devlet ile hakları birlikte düşünmenin öğretideki önemli örneklerinden biri Georg Jellinek’tir. Jellinek, 1892’de yayımladığı System der subjektiven öffentlichen Rechte adlı eserinde birey ile devlet arasındaki ilişkiyi dört statü üzerinden sistemleştirir: yükümlülükleri ifade eden pasif statü, devlet müdahalesinden korunmayı anlatan negatif statü, devletten belirli davranışlar veya hizmetler talep edebilmeyi ifade eden pozitif statü ve devlet iradesinin oluşumuna katılmayı kapsayan aktif statü.

Tasnifin değeri hakları sınıflandırmakla sınırlı kalmaz. Her statü, devletin farklı bir yönünü görünür kılar. Birey burada emirlere uyması beklenen kişi olmanın yanında özgürlük alanı bulunan,........

© Akademik Akıl