menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Tansiyon Normal, Hayat Değil

20 0
02.06.2026

Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat

Güzel Sanatlar ve Tasarım

İktisadi ve İdari Bilimler

İnsan ve Toplum Bilimleri

"HAYATI: doğal bir OKUyuşla; PAYLAŞmak"

Tansiyon Normal, Hayat Değil

Sağlık ocağının kapısı, tanıdık bir sesle açıldı. Doktor, bu sesi tansiyon aletinden daha sık duymaya başlamıştı. Her kapı açıldığında belirsizlik biraz daha artıyor, ama yüzündeki sabit gülümsemeyi korumaya çalışıyordu.

Sabah sekiz buçuktu. Çay soğumuş, bilgisayar üç kez donmuştu. Ekranda dönen küçük yuvarlağa baktı. “Başka bir şeyin döndüğünü hissetmem lazım…” diye düşündü; aklında hastaların sıkıntıları vardı.

“Benden daha motive çalışıyor,” diye düşündü. İçsel bir alaycılıkla, hastaların endişelerinin derinliğini hatırladı.

İlk hasta içeri girdi. Daha oturmadan, “Hocam, içimde bir sıkıntı var,” dedi. Gözleri telaşla parlıyordu; bu hastanın içindeki fırtınayı hissedebiliyordu.

Doktor otomatik olarak sordu: “Nerede?” Soru sormak kolaydı, ama hastanın duygusal durumunu görmek zordu.

Hasta düşündü. “Genel olarak,” dedi. Belirsiz ifadesi, sorunun bedensel değil ruhsal olduğunu gösteriyordu. Geçmişinin gölgeleri aklındaki düşünceleri bastırıyordu. Belki de geçen yaz yaşadığı ayrılığın etkisiydi bu sıkıntı.

Doktor başını salladı. Tıbbın en zor branşı yine karşısındaydı: hayat. Hayatın getirdiği zorluklarla içsel mücadelelerin karşısında her zaman mantıklı bir çözüm bulmak mümkün değildi. Duygular, kelimelerden daha karmaşık olabiliyordu.

Hasta bozuldu; parmaklarıyla sandalyenin kenarını sıkı sıkı kavradı. “Nasıl yani, normal mi?” Kalbi hızlı atarken içindeki korkuların dışa vurma olasılığı onu düşündürüyordu.

“İyi de ben kötü hissediyorum.” Yüzündeki ifadeyi çözmesine fırsat vermeden, içindeki parça parça oldu. Kendini yalnız hissediyordu.

Doktor hafifçe iç çekti. “Beyefendi,” dedi, sesindeki sakinlik gergin anı yumuşatmaya çalışıyordu, “zaten sorun burada başlıyor.” Bunu söylerken hastanın gözlerinin içine bakarak onu anlamaya çalıştı. Birçok insanın hayat ağırlıklarıyla baş edemediğini düşündü; bazen yalnızca bir kelimeyle umut verebiliyordu.

Hasta yaklaştı, sesini kıstı; yüzünde kaygı belirdi:  “Hocam, sizce nazar olabilir mi?” Eski bir anı canlandı; çocukken her seferinde kötü şans getireceğinden korktuğu günleri düşündü, gözleri hafif buğulandı.

Doktor bilgisayara baktı. Sistem yine kilitlenmişti; bu durum işleri zorlaştırıyordu. “Olabilir,” dedi. “Bilgisayarda da var.” Bu cümle, hastada bir umut kırıntısı oluşturdu; belki her şey görünenden daha karmaşıktı.

Hasta ciddiyetle başını salladı. Anlaşılmıştı. O an, geçmişteki bir doktorun “Her şey yoluna girecek,” dediğini hatırladı. Genç yaşta hissettiği belirsizlik dolu günlerin ardından, bu ruhsal zorluğun geçici olduğunu düşündü.

İkinci hasta içeri girdi. Elinde poşet dolusu ilaç vardı. “Hocam, bunları kullanıyorum ama hâlâ aynıyım,” dedi. Gözleri kaybettiği şeylerin hüznüyle doluydu. Hastane koridorlarında kaybettiği cesareti bir anda hatırladı; hayatta kalma savaşının nasıl başlayacağını bilemeden.

Doktor poşete baktı. “Bunlarla küçük bir eczane açılır.” Cevabı, kadın için alaycı bir ton taşırken yüzündeki gülümseme aniden kayboldu. “Dalga mı geçiyorsunuz?” derken, yıllardır süren bir çaresizlik belirginleşti.

“Hayır,” dedi doktor, “keşke geçiyor olsaydım.” Bu cümle, kadının yüzünde derin bir düşünce ifadesi oluşturdu. O an, geçmişteki neşeli günlerin özlemiyle gözleri parladı. İçini kaplayan duygularla, “Ben eskiden çok neşeliydim hocam,” dediğinde sesi hüzünlü bir nostalji taşıyordu.

Doktor refleksle cevap verdi:

Odada kısa bir sessizlik oldu. Doktorun gözleri kadının derinliklerinde kayboldu; kendi geçmişindeki neşeli anları düşündü. Çocuklarıyla oynadığı oyunlar, gülüşlerin yankılandığı yaz akşamları aklında canlandı. İkisi de eski hâllerini düşündü. Sonra telefon çaldı.

Doktor açtı. İçindeki huzursuzlukla başa çıkmaya çalışırken, hemen kendini toparladı.

“Hocam, printer çalışmıyor.”

“Ben de,” dedi doktor. Sesinde hafif bir gülümseme belirdi. “Ama bir şekilde geliyoruz.” Bu cevap panik halindeki hemşirenin gerginliğini yumuşatmış gibiydi.

Öğlene doğru bekleme salonu dolmuştu. Herkesin yüzünde aynı ifade vardı: “İnternete baktım, galiba kötü bir şeyim var.”........

© Akademik Akıl