Ömrü Uzatan Hap Henüz Bulunamadı… Ama Tencere Hâlâ Ocakta
Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat
Güzel Sanatlar ve Tasarım
İktisadi ve İdari Bilimler
İnsan ve Toplum Bilimleri
Fikri görünür kılan kalem; kalemi anlamlı kılan istikrardır.
Ömrü Uzatan Hap Henüz Bulunamadı… Ama Tencere Hâlâ Ocakta
Çıkmamış Hapın… Hâlâ Kutusunu Bekliyoruz
Biz acayip bir milletiz.
Hasta olmadan doktora gitmeyiz.
Ama hastalanmamak için çıkan her hapı satın alırız.
Birisi televizyona çıkar.
“Sabah aç karnına şu tohumu yiyin.”
Ertesi gün o tohum piyasada yoktur.
“Bu meyve dünyanın en güçlü antioksidanıdır.”
Meyvenin adını daha önce manav bile duymamıştır.
Üç gün sonra kilosu kuzu etiyle yarışır.
“Mikrobiyotanızı güçlendirin.”
Mahalledeki Hüseyin Amca, “Mikrobiyota kim? Bizim apartmana mı taşındı?” diye sorar.
Çünkü biz, bildiğimiz şeyleri yabancı isim takılınca daha değerli sanıyoruz.
Eskiden yoğurt yerdi bu millet.
Şimdi probiyotik tüketiyor.
Eskiden tarhana içerdi.
Şimdi fermente ürün kullanıyor.
Eskiden bulgur pilavı yerdi.
Şimdi glisemik indeks hesaplıyor.
Değişen sadece faturanın tutarı.
Geçen gün markette iki kişi gördüm.
Biri spor kıyafetli genç bir delikanlı…
Sepetinde rengârenk kutular…
Kasaya geldiğinde görevli taksit seçeneklerini sordu.
Hemen arkasında seksen yaşlarında bir teyze vardı.
Kasiyer teyzeye döndü.
“Poşet ister misiniz?”
“Evladım, bez torbam var.”
Acaba hangisinin bağırsakları daha mutludur?
Bilim bu sorunun cevabını yeni yeni buluyor.
Anadolu ise yüzyıllardır sessizce yaşıyordu.
Longevity dedikleri şey meğer bizim mutfaktan çıkmış.
Sadece adını İngilizce koymuşlar.
Bir de şu kas meselesi var…
Kas dediğiniz şey, belediyede çalışan eski memur gibidir.
İlgilenmezseniz erken emeklilik dilekçesini verir.
Sonra merdiven çıkarken dizleriniz toplantı yapmaya başlar.
Nefesiniz itiraz eder.
Beliniz sendika kurar.
Siz de suçu yaşa atarsınız.
Her gün biraz yürümek, biraz çömelmek, biraz ağırlık kaldırmak istiyor.
İnsan kasını çalıştırmazsa, kas da insanı çalıştırıyor.
Bir de şu yürüyüş işi…
Eskiden insanlar ekmek almak için yürürdü.
Şimdi yürüyebilmek için arabayla yürüyüş parkına gidiyor.
Park yerini bulunca sinirleniyor.
Stresten yürüyüş iptal oluyor.
Sonra eve dönüp “Bugün de spor yapamadık.” diyor.
Telefonlarımız da ayrı bir doktor oldu.
“Bugün üç bin adım attın.”
“Bir saat daha oturursan madalya kazanacaksın.”
Buzdolabı gece on ikide fısıldıyor.
“Bir dilim pasta yesen kim görecek?”
Hem de hiç unutmuyor.
İnsan vücudu aslında çok nazik.
Yıllarca sana hizmet ediyor.
Kalbin durmadan çalışıyor.
Karaciğer gece gündüz nöbette.
Bağırsaklar sessizce temizlik yapıyor.
Böbrekler filtre ediyor.
Akciğer nefes taşıyor.
Biz teşekkür edeceğimize, ödül olarak üç litre gazlı içecek, paketli kek, cips ve uykusuzluk gönderiyoruz.
Sonra da doktorun kapısını çalıp soruyoruz:
“Hocam, beni gençleştirecek bir ilaç yok mu?”
Doktor da içinden diyor ki:
Fakat bunu söylese kimse inanmaz.
Kutusu olmadığı için güven vermiyor.
Oysa insan ömrünü uzatan mucizeler çoğu zaman marketin en pahalı rafında değil, en mütevazı köşesinde duruyor.
Bir kaşık zeytinyağı…
Biraz da can sıkacak haberleri kapatabilme........
