menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Hakuna Matata: Kırık, Rapor ve Maişet Derdi

19 0
06.04.2026

Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Güzel Sanatlar ve Tasarım Fen Hemşirelik İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat

Güzel Sanatlar ve Tasarım

İktisadi ve İdari Bilimler

"HAYATI: doğal bir OKUyuşla; PAYLAŞmak"

Hakuna Matata: Kırık, Rapor ve Maişet Derdi

Sabahın erken saatinde ayağı kaydı.

Hekimlikte duyulunca başkasına ait sanılan, insana gelince fazlasıyla şahsi duran bir ses.

Zaten onun hayatında geçmesi gereken o kadar çok şey vardı ki…

Bir kırık, gündemin ön sırasına girecek kadar “mühim” değildi.

Polikliniğin kapısı açıldı.

Tüm hastalar hesap sormaya, kavgaya hazırlardı…..

Sistem çoktan başlamıştı; ona düşen sadece aksatmamak, mümkünse hiç var olmadan her şeyi oldurmaktı.

Ayağı kırık, kendisi görev başında.

Topallayarak hasta baktı, reçete yazdı, rapor düzenledi.

Yüzü arada bir buruştu ama bu, kimsenin dikkatini dağıtacak kadar önemli bir veri değildi.

Zira herkes kendi dosyasının başhekimiydi.

Topalladığını fark eden tek kişi temizlik görevlisiydi.

Zira bu düzende en çok eğilenler, başını kaldırıp bakabilen son insanlardı.

Öğlene doğru ağrı, “meslek aşkı” kavramını bilimsel olarak çürütecek seviyeye ulaştı.

Hekim nihayet kendi bedenine danışmaya karar verdi.

Cevap netti: hastane.

Sıra beklerken bile meslek peşini bırakmadı.

“Hocam hazır buradayken bir ilaç yazsanız?”

Bir diğeri gecikmedi:

“Rapor da lazım aslında…”

Hekim içinden “Ben de hastayım” demeyi düşündü.

Ama o cümle, sistemde karşılığı olmayan bir tanıydı.

Tıp bazen lafı hiç dolandırmaz.

Meslektaş baktı, gayet yerinde bir ciddiyetle:

“Bu kırık. Alçı şart.”

Hekim, hâlâ bir açık kapı arar gibi sordu:

Sonra mesleğin en dürüst ama en az kullanılan cevabı:

Ne var ki bu cevap, sistem tarafından uygun bulunmadı.

Zira sistem, “hayır” kelimesini henüz hizmete açmamıştı.

O, sabitlenmeye yanaşmadı.

Hekim küçük bir hesap yaptı:

“Şimdi çalışmazsam… ücret azalır…”

Sanki mesele sadece ücretti.

Oysa yıllardır eksilen şey; para değil, kendine ayrılan hayattı.

Yorgunluk, ağrıyı gölgede bıraktı.

Başını yastığa koydu.

Rüyasında geniş bir savanadaydı.

Ne sıra vardı, ne rapor, ne de “hocam bir şey soracaktım” cümlesi…

Küçük bir aslan çıktı karşısına.

Ciddiyetiyle hafif komik, söyledikleriyle fazla gerçekti.

“Hakuna Matata,” dedi.

“Çevre seni sıkamaz… biz varız.

Rahat bırak kendini.”

Zaman ilk kez onun lehine durdu.

Radyoloji koridorları, reçeteler, raporlar, alçılar…

Hepsi görev tanımından istifa etti.

Aslan son sözünü söyledi:

“Sen kırık ayağınla dünyayı taşımaya çalışıyorsun.

Oysa maişet dediğin de senden değil.”

Sabah uyandığında hiçbir şey değişmemişti.

Ayağı hâlâ alçıdaydı.

Sistem görevine devam ediyordu.

Maaşı muhtemelen eksilecekti.

Ama bu kez içinde yeni bir bilgi vardı:

İçinden sessizce geçirdi:

Rızık da, mola da O’ndan.”

hekim gerçekten durmayı düşündü.

Bazı reçeteler yazılmaz; sistem yazdırır, hayat öğretir.

Işık ve........

© Akademik Akıl