menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Genç Hekimler ve “Postmemory”: Dijital Akademide Yeni Bir Kimlik İnşası

6 0
25.09.2026

Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tarih Tıp Veteriner Ziraat

Güzel Sanatlar ve Tasarım

İktisadi ve İdari Bilimler

İnsan ve Toplum Bilimleri

Fikri görünür kılan kalem; kalemi anlamlı kılan istikrardır.

Genç Hekimler ve “Postmemory”: Dijital Akademide Yeni Bir Kimlik İnşası

Bugünün genç hekimleri yalnızca bir mesleği değil, kendilerinden önceki kuşağın çalışma deneyimlerini de devralıyor.

Ancak devralınan her zaman mesleğin itibarı, özerkliği ve ustalığı değil.

Bazen tükenmişlik, yoğun iş yükü, mesleki şiddet, bürokratik baskı ve gelecek kaygısı da kuşaktan kuşağa aktarılıyor.

Bu noktada “postmemory” kavramı düşündürücü bir çerçeve sunuyor. Kavram başlangıçta kuşakların doğrudan yaşamadıkları travmatik geçmişleri, kendilerinden önceki kuşağın anlatıları ve deneyimleri üzerinden içselleştirmesini ifade etmek için kullanıldı. Hekimlikte ise bunu daha geniş bir anlamda, mesleki deneyimlerin ve çalışma kültürünün yeni kuşaklara aktarılması olarak düşünmek mümkün.

Genç hekim daha mesleğe başlamadan şunları duyuyor:

“Şiddet görebilirsin.”

“İdari baskı çok fazla.”

“Hasta sayısı sürekli artıyor.”

“Mesleki sorumluluğun çok, özerkliğin sınırlı.”

Böylece mesleğin ilk hafızası, bazen hastadan önce sistem tarafından şekillendiriliyor.

Usta-çırak ilişkisinden dijital meslektaşlığa

Geleneksel hekimlik kültüründe mesleki kimlik büyük ölçüde usta-çırak ilişkisi içinde gelişirdi.

Genç hekim yalnızca bilgi öğrenmezdi.

Nasıl karar verileceğini, nasıl hasta dinleneceğini, zor bir durumda nasıl davranılacağını ve mesleğin etik sınırlarının nerede olduğunu da öğrenirdi.

Bugün bu ilişki biçimi zayıflıyor.

Bunun yerini giderek dijital akademi, çevrimiçi eğitimler, küresel bilgi ağları ve meslektaş toplulukları alıyor.

Bu dönüşüm yalnızca teknolojik değildir.

Aynı zamanda mesleki kimliğin yeniden kurulmasıdır.

Dijital platformlar doğru tasarlandığında genç hekimi yalnız bırakmak yerine birbirine bağlayabilir.

Bilgiye erişim sağlar.

Mentorluk ilişkileri kurar.

Farklı ülkelerdeki meslektaşlarla deneyim paylaşımını mümkün kılar.

Ve belki de en önemlisi, genç hekime şu duyguyu verir:

“Bu sorunları yaşayan yalnızca ben değilim.”

Teknoloji yalnızca bilgi vermemeli

Yapay zekâ ve dijital sağlık teknolojileri konuşulurken genellikle tanı, tedavi ve klinik karar destek sistemleri tartışılıyor.

Oysa teknolojinin sağlık sistemindeki daha önemli işlevlerinden biri, hekimin zamanını ve zihinsel kapasitesini gereksiz idari yüklerden kurtarmak olabilir.

Geleceğin sağlık sistemi yalnızca daha fazla teknoloji kullanan sistem değildir.

Hekimin bilgisini daha değerli hale getiren sistemdir.

Yapay zekâ rutin işlemleri üstlenirken hekim; klinik karar, etik değerlendirme, iletişim, koordinasyon ve karmaşık problemlerin çözümüne daha fazla zaman ayırabilmelidir.

Bu nedenle geleceğin liderlik anlayışı da değişmek zorunda.

Genç hekime yalnızca “daha çok çalış” demek yerine,

“Bilgini nasıl daha etkili kullanabilirsin?”

diye soran bir sağlık yönetimi anlayışına ihtiyaç var.

Travmayı değil, mesleğin bilgisini aktaralım

Bir kuşağın yaşadığı olumsuz çalışma koşullarının sonraki kuşağa yalnızca bir “meslek kaderi” olarak aktarılması kaçınılmaz değildir.

Tam tersine, kurumların görevi bu aktarımı dönüştürmektir.

“Biz de böyle çalıştık, sen de çalışacaksın”

“Bizim yaşadığımız sorunları........

© Akademik Akıl