menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

ABD, İran Savaşını Kazanabilir mi?

8 0
31.07.2026

Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat

Güzel Sanatlar ve Tasarım

İktisadi ve İdari Bilimler

İnsan ve Toplum Bilimleri

Fikri görünür kılan kalem; kalemi anlamlı kılan istikrardır.

ABD, İran Savaşını Kazanabilir mi?

Önümüzdeki yılların en kritik jeopolitik sorularından biri şu olabilir: Amerika Birleşik Devletleri, İran’ı savaş meydanında yenebilir mi? Sorunun kısa cevabı, evet; ancak bu, savaşın nasıl tanımlandığına bağlıdır. ABD, İran’ın düzenli askeri kapasitesini büyük ölçüde etkisiz hâle getirebilir. Buna karşılık İran’ı siyasi olarak teslim almak, rejim değişikliği sağlamak veya kalıcı bir istikrar oluşturmak çok daha zor bir hedeftir. Son dönemde iki ülke arasındaki çatışmaların yeniden tırmanması da bu gerçeği bir kez daha gözler önüne sermektedir. ABD dünyanın en gelişmiş hava kuvvetlerine, uçak gemilerine, uydu sistemlerine ve hassas güdümlü silahlarına sahiptir. İran ise ekonomik yaptırımlarla yıpranmış olmasına rağmen geniş bir füze envanteri, insansız hava araçları, yeraltı askeri tesisleri ve asimetrik savaş tecrübesiyle dikkat çekmektedir. Bu nedenle iki ülke arasındaki olası savaş, klasik anlamda iki ordunun cephede karşılaşmasından çok, uzun süreli bir yıpratma mücadelesine dönüşme potansiyeli taşır.

Amerikan ordusu ilk haftalarda İran’ın hava savunma sistemlerine, komuta merkezlerine, füze üslerine ve nükleer altyapısına ağır zarar verebilir. Böyle bir senaryoda İran’ın düzenli askeri gücü önemli ölçüde zayıflayacaktır. Ancak askeri üstünlük, siyasi başarı anlamına gelmez. Afganistan ve Irak deneyimleri, savaş kazanmanın barışı kazanmakla aynı şey olmadığını göstermiştir.İran’ın en büyük avantajı coğrafyasıdır. Yaklaşık 90 milyon nüfusa sahip, dağlık ve geniş bir ülke olan İran’ın tamamen kontrol altına alınması son derece maliyetli olur. Ayrıca İran yalnızca kendi topraklarında değil, bölgedeki çeşitli müttefik ve vekil güçleri aracılığıyla da ABD ve ortaklarına baskı kurma kapasitesine sahiptir. Bu durum çatışmanın Lübnan’dan Irak’a, Suriye’den Basra Körfezi’ne kadar genişlemesine yol açabilir. Bir diğer kritik unsur Hürmüz Boğazı’dır. Dünya petrol ticaretinin önemli bir bölümü bu dar su yolundan geçmektedir. İran’ın deniz trafiğini aksatmaya yönelik girişimleri yalnızca ABD’yi değil, Avrupa’yı ve Asya ekonomilerini de doğrudan etkileyebilir. Petrol fiyatlarındaki sert yükseliş küresel enflasyonu artırabilir ve dünya ekonomisinde yeni krizlere neden olabilir. Son haftalarda yaşanan gerilimlerin enerji piyasalarında oluşturduğu baskı bunun ilk işaretlerini vermektedir. Savaşın ekonomik faturası da küçümsenmemelidir. ABD askeri açıdan güçlü olsa da uzun süreli bir Orta Doğu savaşının maliyeti yüz milyarlarca doları bulabilir. Üstelik kamuoyunun desteği de belirleyici olacaktır. Amerikan seçmeni uzun süreli dış müdahalelere geçmişe kıyasla daha mesafeli yaklaşmaktadır. Bu nedenle Washington yönetiminin askeri hedeflerini siyasi gerçeklerle dengelemesi gerekecektir.

İran açısından bakıldığında ise savaşın maliyeti çok daha ağır olabilir. Ülkenin altyapısı, enerji tesisleri ve sanayisi ciddi zarar görebilir. Ekonomik yaptırımların üzerine eklenecek yeni askeri yıkım, halkın yaşam koşullarını daha da zorlaştıracaktır. Bununla birlikte tarih, dış saldırıların zaman zaman toplumları mevcut yönetimlerin etrafında kenetleyebildiğini de göstermektedir. Bu nedenle askeri baskının rejim değişikliğine otomatik olarak yol açacağı varsayımı gerçekçi değildir.

Uluslararası toplumun tavrı da savaşın gidişatını etkileyecektir. Avrupa ülkeleri, Çin ve Rusya’nın diplomatik girişimleri, enerji güvenliği ve küresel ticaret üzerindeki etkiler nedeniyle........

© Akademik Akıl