menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kalkınma İçin Zorunlu Olan Çevre Dostu Madencililiğin Engeli Yönetişim ve Meri Mevzuat Sistemidir

21 0
17.08.2026

Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat

Güzel Sanatlar ve Tasarım

İktisadi ve İdari Bilimler

İnsan ve Toplum Bilimleri

Fikri görünür kılan kalem; kalemi anlamlı kılan istikrardır.

Kalkınma İçin Zorunlu Olan Çevre Dostu Madencililiğin Engeli Yönetişim ve Meri Mevzuat Sistemidir

Kalkınma için çevre dostu madencilik şarttır. Sorun madencilik değil, mühendislik ve yönetişim açığıdır.

Türkiye’de madencilik ve çevre tartışması uzun zamandır yanlış bir sorunun etrafında dönüyor: Maden mi, çevre mi?Oysa çağdaş dünyanın sorusu artık bu değildir. Asıl soru şudur:Bir ülke, ihtiyaç duyduğu doğal kaynakları üretirken çevresini, insanını, suyunu, toprağını ve gelecek kuşakların yaşam hakkını nasıl koruyabilir?Bu sorunun cevabı madenciliği durdurmak olmadığı gibi, “ruhsatımı ve izinlerimi aldım, artık üretirim” anlayışı da değildir. Çözüm; bilim, mühendislik, teknoloji, liyakat, sürekli eğitim, bağımsız denetim ve toplumsal sorumluluğu aynı sistem içinde buluşturmaktır.Daha önce çeşitli yazılarımda vurguladığım gibi, sürdürülebilir kalkınma için çevre dostu madencilik bir tercih değil, zorunluluktur. Ancak bugün artık bir adım daha ileri giderek şu soruyu sormamız gerekiyor:Türkiye’de bunun önündeki gerçek engel nedir?Kanaatimce temel sorun yalnızca mevzuatta, yalnızca yatırımcıda veya yalnızca kamuda değildir. Sorun; yatırımcıdan ÇED ve YTK kuruluşlarına, kamu idaresinden üniversitelere ve meslek örgütlerine kadar uzanan zincirin bütününde ortaya çıkan bir mühendislik, yetkinlik ve yönetişim açığıdır.ÇED Bir İzin Belgesi Değil, Projenin Çevresel Mühendislik Anayasası OlmalıdırÇevresel Etki Değerlendirmesi, özünde son derece değerli bir araçtır. Doğru uygulandığında bir yatırımın henüz başlamadan çevresel risklerini ortaya koyar, alternatiflerini değerlendirir, alınacak önlemleri belirler ve yatırımcıya uzun vadede ekonomik avantaj dahi sağlayabilir.Sorun ÇED’in kendisinde değil, zaman zaman onun hazırlanış ve uygulanış anlayışındadır.Sektörde yıllardır karşılaşılan en önemli problemlerden biri, bazı ÇED ve YTK çalışmalarında görülebilen şablon ve “copy-paste” ağırlıklı raporlama kültürüdür.Bir maden işletmesinin jeolojisi, hidrojeolojisi, topoğrafyası, üretim yöntemi, patlatma geometrisi, cevher hazırlama sistemi, atık karakteri, yakın çevresindeki yapılar, tarım alanları, su kaynakları, flora-faunası ve sosyal çevresi başka bir işletmeyle aynı değildir.Öyleyse raporu nasıl aynı olabilir?Gerçek ÇED çalışması, yüzlerce sayfalık standart metin üretmek değil; sahaya özgü riskleri tanımlamak ve mühendislik çözümleri geliştirmektir.Aynı şekilde YTK hizmetlerinin de yalnızca mevzuatın talep ettiği belgelerin hazırlanmasına indirgenmemesi gerekir. Yetkilendirilmiş teknik yapıların görevi, yatırımcı adına bürokratik dosya tamamlamaktan çok daha fazlası olmalıdır.Mevzuatın da “Copy-Paste Mühendisliğini” Teşvik Etmemesi GerekirBurada bütün sorumluluğu ÇED veya YTK firmalarına yüklemek de hakkaniyetli olmaz.Çünkü mevzuat, yönetmelikler, kılavuzlar ve standart rapor formatları aşırı biçimsel hale geldiğinde sistem ister istemez “hangi kutucuğu doldurdunuz?” anlayışına dönüşmektedir.Oysa kamu idaresinin sorması gereken soru:“Belge tamam mı?” değil, “Risk gerçekten yönetiliyor mu?” olmalıdır.Kılavuzların proje özgünlüğünü zorunlu kılması; alternatif üretim yöntemlerinin, kullanılabilir en iyi teknolojilerin, enerji ve su verimliliğinin, emisyonların, atıkların, rehabilitasyonun, patlatma kaynaklı titreşim ve hava şokunun, jeoteknik risklerin ve sosyal etkilerin nicel yöntemlerle değerlendirilmesini istemesi gerekir.Mevzuat asgari şartı belirlemelidir; fakat mühendisliği standart metinlere hapsetmemelidir.Ucuz Mühendislik Aslında En Pahalı MühendisliktirSektörün de kendisine eleştirel bakması gerekiyor.Bazı yatırımcıların mühendislik, danışmanlık, çevre, iş güvenliği, risk analizi ve denetim hizmetlerini yatırımın asli bileşenleri yerine “zorunlu maliyet kalemleri” olarak görmesi ciddi bir problemdir.Bunun doğal sonucu en ucuz raporun, en ucuz danışmanlığın ve en kısa sürede izin almayı vaat eden yaklaşımın tercih edilmesidir.Oysa iyi mühendislik bir maliyet değil, yatırımdır.Bilgiye ve deneyime bedel ödenmesi; yatırımın teknik, ekonomik, çevresel ve güvenlik açısından yapılabilirliğini artırır.Örneğin iyi tasarlanmış bir patlatma yalnızca titreşimi azaltmaz. Aynı zamanda daha uygun parçalanma sağlayabilir, yükleme-taşıma maliyetlerini düşürebilir, kırma-eleme sisteminin enerji tüketimini azaltabilir ve toplam üretim ekonomisini iyileştirebilir.Benzer biçimde doğru şev tasarımı, hidrojeolojik modelleme, cevher kazanım optimizasyonu, atık yönetimi veya rehabilitasyon planlaması başlangıçta bir mühendislik maliyeti yaratır; fakat işletmenin toplam yaşam döngüsü içinde bunun çok üzerinde ekonomik ve çevresel yarar sağlayabilir.Bu nedenle sektörün zihniyet değişikliğine ihtiyacı vardır:Mühendislik satın alınacak en ucuz hizmet değil, yatırımın başarısını belirleyen en değerli girdilerden biridir.Dört Yıllık Diploma Meslek Hayatının Sonu Değil, BaşlangıcıdırSorunun önemli bir başka boyutu kamu yönetimidir.Sanayi Devrimi’nin klasik üretim düzeninde dört yıllık üniversite eğitimi bir mühendis için uzun yıllar yeterli kabul edilebilirdi. Fakat bugün yapay zekâdan uydu teknolojilerine, insansız sistemlerden dijital ikizlere, gelişmiş sensörlerden gerçek zamanlı çevresel izlemeye kadar tamamen farklı bir mühendislik çağındayız.Buna rağmen kamu kurumlarımızda ve hatta özel sektörde, bir kişinin 20 veya 30 yıl önce aldığı lisans diplomasının mesleki yetkinliğini ömür boyu garanti ettiği varsayılabiliyor.Bu yaklaşım artık sürdürülebilir değildir.Özellikle madencilik, çevre, patlayıcı mühendisliği, jeoteknik, iş güvenliği ve denetim gibi dinamik alanlarda görev yapan kamu personeli için sürekli mesleki gelişim sistemi oluşturulmalıdır.Belirli aralıklarla eğitim, uzmanlık güncellemesi, uygulamalı saha çalışmaları, üniversite-sektör programları ve........

© Akademik Akıl