Afet Riskini Azaltmak Bir Kaynak Tahsisi Meselesidir
{vendor_count} satıcılarını yönetin
Bu amaçlar hakkında daha fazla bilgi edinin
Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tarih Tıp Turizm Veteriner Ziraat
Güzel Sanatlar ve Tasarım
İktisadi ve İdari Bilimler
İnsan ve Toplum Bilimleri
Fikri görünür kılan kalem; kalemi anlamlı kılan istikrardır.
Afet Riskini Azaltmak Bir Kaynak Tahsisi Meselesidir
İstanbul’un Maltepe ilçesinde meydana gelen bina çökmesi ve son dönemde etkili olan şiddetli yağışların yeniden gündeme taşıdığı sel ve su baskını tehlikeleri, ülkemizin afet güvenliği ve kentsel dönüşüm politikalarını bütüncül bir yaklaşımla sorgulamamızı gerektirmektedir. Henüz beklenen büyük Marmara depremi gerçekleşmeden ortaya çıkan yapısal kırılganlıklar ve yoğun yağışlar karşısında kent yaşamının karşı karşıya kaldığı riskler, temel bir ekonomi politikası sorusunu gündeme taşımaktadır: Afet risklerini azaltmak için kullandığımız sınırlı kamu kaynaklarını gerçekten en fazla ihtiyaç duyulan alanlara mı yönlendiriyoruz?
Deprem, jeolojik; aşırı yağış ise meteorolojik ve hidrolojik süreçlerle ilişkili doğal olaylardır. Ancak bu olayların afete dönüşmesi ve yol açabilecekleri can kayıpları ile ekonomik zararların büyüklüğü, önemli ölçüde yapı güvenliğine, kentleşme tercihlerine, altyapı kapasitesine ve kamusal yönetim etkinliğine bağlıdır.Dolayısıyla İstanbul’un afet meselesi yalnızca mühendislik ve şehircilik değil, aynı zamanda bir kamu ekonomisi, kaynak tahsisi ve toplumsal refah problemidir.
Kentsel dönüşümün ekonomi politiği
İstanbul’daki riskli yapı stokunun tamamını kısa sürede yenilemek ve kentin bütün altyapısını değişen afet koşullarına uyarlamak, mevcut ekonomik ve teknik kapasiteyle mümkün değildir. Kamu bütçesi sınırlı, hanehalklarının ödeme gücü farklı, inşaat ve altyapı sektörlerinin üretim kapasitesi ile zamanımız ise kısıtlıdır.
Bu koşullarda temel mesele, daha fazla finansman sağlamanın ötesinde, mevcut kaynaklarla mümkün olan en yüksek can güvenliğini ve toplumsal faydayı üretmektir.
İktisat biliminin temel ilkesi olan kıt kaynakların etkin tahsisi, kentsel dönüşüm ve afet risk azaltma politikalarının merkezine yerleştirilmelidir.
Hangi binanın önce dönüştürüleceği, hangi yapının güçlendirileceği, hangi dere havzasında taşkın önlemlerine öncelik verileceği ve hangi bölgeye ne ölçüde kamu desteği sağlanacağı bilimsel, ekonomik ve sosyal ölçütlerle belirlenmelidir.
Her eski bina aynı deprem riskini, her bölge aynı sel tehlikesini taşımaz
Deprem riskini yalnızca bina yaşı, fay hattına uzaklık veya ilçe sınırları üzerinden değerlendirmek bilimsel açıdan yetersizdir. Beklenen yer hareketi, yerel zemin özellikleri, taşıyıcı sistemin niteliği, yapı malzemeleri, nüfus yoğunluğu ve kullanım koşulları birlikte değerlendirilmelidir.
Benzer şekilde sel riskini de yalnızca yağış miktarı üzerinden açıklamak mümkün değildir. Topografya, havza özellikleri, dere yatakları, yağmur suyu drenaj kapasitesi, geçirimsiz yüzeylerin yaygınlığı ve yapılaşma yoğunluğu taşkın tehlikesini belirleyen temel unsurlardır.
İstanbul’da aynı yağış miktarı, farklı mahallelerde son derece farklı sonuçlar doğurabilir. Bir bölgede yaşam olağan akışıyla sürerken başka bir bölgede alt geçitler, bodrum katları, ulaşım ağları ve kritik altyapı sistemleri ciddi risklerle karşılaşabilir.Bu nedenle afet risk yönetimi, ilçe–mahalle–ada/parsel–bina ölçeğinde ayrıntılandırılmış mühendislik ve mekânsal verilere dayanmalıdır.
Mevcut deprem kayıp tahminleri, yapı envanteri, taşkın tehlike haritaları ve altyapı kapasite analizleri birlikte değerlendirilerek güncellenebilir bir Bütünleşik Kentsel Afet Risk Karnesi oluşturulmalıdır.
Böylece kamu müdahaleleri yalnızca deprem güvenliğine değil, birden fazla afet tehlikesinin aynı mekânda oluşturduğu toplam toplumsal riske göre önceliklendirilebilecektir.
Başarı ölçütü: Birim kamu kaynağı başına azaltılan risk
Bugün kentsel dönüşümün başarısı çoğunlukla yenilenen konut sayısı ve harcanan bütçe üzerinden ölçülmektedir. Benzer şekilde sel ve taşkın önleme yatırımlarında da yapılan altyapı harcamaları ve tamamlanan projeler öne çıkarılmaktadır.Oysa aynı miktarda kaynakla farklı bölgelerde gerçekleştirilen müdahaleler, birbirinden çok farklı güvenlik kazanımları sağlayabilir.
Risk Azaltma Etkinliği = Sağlanan Ölçülebilir Risk Azalımı / Kullanılan Kamu Kaynağı
Risk azalımı; beklenen can kaybı, ekonomik zarar, altyapı hasarı ve kritik hizmet kesintilerindeki azalma gibi karşılaştırılabilir göstergelerle değerlendirilmelidir.
Bu yaklaşım, yalnızca tekil afetler için değil, deprem ve sel gibi birden fazla tehlikenin birlikte değerlendirilmesi bakımından da önemlidir.
Örneğin aynı bölgede gerçekleştirilecek bir kentsel yenileme projesinin hem yapıların deprem güvenliğini artırması hem de yağmur suyu drenajını iyileştirmesi, kamu yatırımının toplam toplumsal faydasını yükseltebilir.Böylece kamu yönetiminin başarısı, harcanan kaynak miktarıyla değil, her bir liralık kamu harcamasının ürettiği ölçülebilir güvenlik kazanımıyla değerlendirilebilecektir.
Eşit destek her zaman adil değildir
Kentsel dönüşümde kamu desteklerinin bütün bölgelere aynı ölçüde dağıtılması, görünüşte eşitlikçi olsa da ekonomik ve sosyal açıdan adil sonuçlar üretmeyebilir.
Çünkü İstanbul’da deprem ve sel riskleri kadar hanehalklarının gelir düzeyleri ve dönüşüm sonucunda oluşabilecek gayrimenkul değer artışları da farklılaşmaktadır.
Bu nedenle kamu desteğinin........
