Akademik Sükûtun Ağırlığı ve Gazze – IV
{vendor_count} satıcılarını yönetin
Bu amaçlar hakkında daha fazla bilgi edinin
Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat
Güzel Sanatlar ve Tasarım
İktisadi ve İdari Bilimler
İnsan ve Toplum Bilimleri
Fikri görünür kılan kalem; kalemi anlamlı kılan istikrardır.
Akademik Sükûtun Ağırlığı ve Gazze – IV
Türkiye Tıp Akademisi İçin Akademik Şahitlik ve Yol Haritası
Türkiye’den Gazze konusunda uluslararası literatüre taşınmış sınırlı fakat değerli akademik itirazlar mevcuttur. Pediatri, halk sağlığı, çevresel sağlık, tıp etiği, acil tıp, metodoloji, uluslararası hukuk, çocuk sağlığı ve hastalık yükü analizleri gibi alanlarda üretilmiş bazı çalışmalar, Gazze’de yaşananları yalnızca bölgesel bir kriz olarak değil; küresel ahlaki, tıbbi ve halk sağlığı açısından büyük bir kırılma olarak ele almaktadır.(1-5)Bu çalışmalar; çocuk sağlığını, sağlık tesislerine yönelik saldırıları, uluslararası insancıl hukuk ihlallerini, sağlık çalışanlarının etik ikilemlerini, Hipokrat Yemini’nin savaş koşullarındaki anlamını, 0-14 yaş grubunda aşırı ölüm ve hastalık yükünü, DALY gibi ölçütlerle kaybedilen sağlıklı yaşam yıllarını, çevresel sağlık yıkımını, su ve sanitasyon altyapısının çökertilmesini ve bilimsel yayınlardaki yapısal sorunları görünür kılma açısından önemlidir.Ancak bu örnekler, olması gereken düzeyde yaygın, güçlü ve kurumsal bir akademik hareketliliğin henüz oluşmadığını da göstermektedir. Türkiye tıp akademisi, sahip olduğu tarihsel birikim, insan kaynağı, klinik deneyim, halk sağlığı perspektifi, bölgesel duyarlılık ve akademik üretim kapasitesiyle çok daha güçlü bir bilimsel şahitlik ortaya koyabilir. Gazze’deki sağlık-kıyımı karşısında Türkiye’den yükselen sesler değerli olmakla birlikte, bu seslerin daha örgütlü, daha disiplinler arası, daha görünür ve daha kalıcı bir akademik külliyata dönüşmesi gerekmektedir.Bu noktada “akademik şahitlik” kavramı önem kazanır. Şahitlik yalnızca mahkeme salonunda yapılan bir tanıklık değildir. Akademik şahitlik; hakikatin belgelenmesi, kavramsallaştırılması, analiz edilmesi, yayımlanması ve gelecek kuşaklara aktarılmasıdır. Gazze’de yaşanan sağlık-kıyımını yazmak yalnızca bugüne tepki vermek değil; tarihin inkâr edilemeyecek bir kaydını oluşturmaktır.Bir gün bu dönemin akademik tarihi yazıldığında, yalnızca kimlerin yıkıma yol açtığı değil, kimlerin bunu adlandırdığı, kimlerin sustuğu, kimlerin kavram ürettiği, kimlerin literatürde iz bıraktığı, kimlerin akademik unvanlarının ardına saklandığı ve kimlerin kalemini insan onuru adına kullandığı da görülecektir.Bu nedenle Türkiye’deki tıp akademisyenleri için somut bir yol haritası kaçınılmazdır.Her şeyden önce, Gazze’de yaşanan sağlık-kıyımını kavramsal ve bilimsel olarak ele alan Türkçe ve İngilizce makaleler, derlemeler, editöre mektuplar, etik analizler, halk sağlığı değerlendirmeleri ve disiplinler arası raporlar kaleme alınmalıdır. Healthocide kavramı; hastane yıkımları, sağlık çalışanlarına yönelik saldırılar, tıbbi sevklerin engellenmesi, açlığın silahlaştırılması, enfeksiyon hastalıkları riski, malnütrisyon, çocuk sağlığı, epigenetik etkiler, ruh sağlığı travmaları ve sağlık sisteminin çöküşü üzerinden akademik biçimde işlenmelidir.İkinci olarak, yalnızca insani yardım çağrısı yapmakla yetinilmemeli; sağlık altyapısının sistematik imhası, uluslararası hukuk ihlalleri, tıbbi tarafsızlığın çöküşü, sivillerin ve sağlık çalışanlarının korunmasına ilişkin normların ihlali açık biçimde adlandırılmalıdır. Savaş suçu, soykırım iddiası, sağlık-kıyımı, seçici empati, suç ortaklığı, tıbbi tarafsızlık ve sağlık hakkının silahlaştırılması gibi kavramlar, duygusal sloganlar olarak değil; etik, hukuki, tıbbi ve felsefi analiz kategorileri olarak ele alınmalıdır.Üçüncü olarak, İsrail yanlısı veya taraflı akademik anlatıların yöntemsel ve dilsel yapısı incelenmelidir. Tek taraflı kaynak kullanımı, Filistin verilerinin itibarsızlaştırılması, hastane saldırılarının belirli güvenlik iddialarıyla rasyonalize edilmesi, sivil ölümlerin örtülerek görünmez kılınması ve antisemitizm suçlamasının meşru eleştirileri bastırmak için kullanılması akademik bir metotla analiz edilmelidir.Dördüncü olarak, Türkiye’den gelen sınırlı fakat değerli akademik itirazlar görünür kılınmalı ve bu literatür genişletilmelidir. Pediatri, halk sağlığı, çevresel sağlık, tıp etiği, acil tıp, psikiyatri, çocuk gelişimi, kadın hastalıkları ve doğum, enfeksiyon hastalıkları, cerrahi, rehabilitasyon, onkoloji, sağlık yönetimi ve tıp tarihi gibi alanlarda Gazze’nin çok boyutlu sağlık yıkımı disiplinler arası biçimde ele alınmalıdır.Beşinci olarak, yalnızca yıkımı tanımlamakla kalınmamalı; “healthogenesis”, yani sağlık-oluşumu perspektifi geliştirilmelidir. Gazze sağlık sisteminin hak temelli, yerel aktörlerin öncülüğünde, dayanıklı, sürdürülebilir, insan onurunu merkeze alan ve kuşaklar arası iyileşmeyi hedefleyen biçimde yeniden inşası savunulmalıdır. Hekim-akademisyenlerin görevi yalnızca yıkımı belgelemek değil, yeniden inşanın etik ve bilimsel zeminini de kurmaktır.Altıncı olarak, akademik savunuculuk kişisel tepki olmaktan çıkarılmalı, kurumsal bir kültür hâline getirilmelidir. İnsan sağlığının, onurunun ve yaşam hakkının hedef alındığı bir yerde “akademik tarafsızlık” adı altında susmanın ahlaki ve entelektüel olarak tutarsız olduğu açıkça ifade edilmelidir. Tarafsızlık, mağdur ile güç sahibi arasında eşit mesafe koymak anlamına geldiğinde artık........
