Ya Osimhen Olmasaydı?
Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Güzel Sanatlar ve Tasarım Fen Hemşirelik İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat
Güzel Sanatlar ve Tasarım
İktisadi ve İdari Bilimler
"HAYATI: doğal bir OKUyuşla; PAYLAŞmak"
Ya Osimhen Olmasaydı?
Uçakta olduğu için maçı izleyemeyen fanatik bir taraftarı düşünün… Daha valizini bile almadan telefonuna sarılıyor ve öğreniyor ki Galatasaray, Juventus’a, hem de Allianz Stadium’da 3-2 kaybetmiş. İlk refleksi muhtemelen şu olur: “Canları sağ olsun… Demek ki mücadele etmişler. Zaten önemli olan turu geçmekti!” Kâğıt üzerindeki skor insana bunu düşündürüyor çünkü. Fakat maçın hikâyesi öyle değil. Hele söz konusu Galatasaray’sa… Kuruluş felsefesinde “Türk olmayan takımları yenmek” olan, “UEFA Kupası ile UEFA Süper Kupa”yı geçmişinde kazanan köklü bir kulüpten bahsediyoruz. Skordan bağımsız bir duruşu, bir karakteri olması gereken bir takımdan… Yenersin, yenilirsin; ama korkmazsın.
Oysa dün gece hepimizi şaşırtan şey, sonuçtan çok oyundu. 5-2’lik avantajla gidilen Juventus deplasmanında alıştığımız o ön alan baskısını göremedik. Rakibi hataya zorlayan, cesur, dik oynayan Galatasaray yerine; bekleyen, geriye yaslanan, temkinin dozunu kaçıran bir takım vardı sahada. İnsanın aklına ister istemez şu sorular geliyor:
5-2’lik skorun rehaveti mi?Sánchez’in keyfivari basit bir top kaybının penaltıya dönüşmesi mi?
Mental ya da fiziksel yorgunluk mu..? Adını gerçekten koymak çok zor!
Ancak şunu biliyoruz:Eylül 2013’te Real Madrid’den altı gol yediğimiz o maçta bile kimliğimizden bu kadar uzak değildik. O gün canımız yanmıştı belki ama başımız öne eğilmemişti. Dün gece ise canımızdan çok içimize bir şey oturdu. Galatasaray yenilebilir; ama Aslan korkak oynayınca insanın içi daha çok acıyor.Çünkü Galatasaray, Avrupa sahnesinde kimliğini sonuçtan bağımsız olarak ortaya koymuş bir takımdır. Aynı şekilde Nisan 2013’te, belki de tarihinin en güçlü kadrolarından birine sahip olan Real Madrid’e karşı; dönemin zirvesindeki teknik direktörü José Mourinho yönetiminde sahaya çıkan o takıma karşı, RAMS Park’ta oyun üstünlüğünü kuran ve rakibini sahadan silen taraf Galatasaray’dı. VAR sisteminin olmadığı o gecede verilmeyen penaltımız ve ofsayt bahanesi ile iptal edilen golümüz hâlâ hafızalardaki yerini koruyor. Detaylar farklı gelişse yarı final ihtimali hiç de uzak değildi. Benzer bir tabloyu 2021-22 sezonunda gördük. Ligi 13. sırada tamamlayan bir Galatasaray’ın, Barcelona karşısında Camp Nou’da berabere kalması bunun başka bir örneğiydi. Bunun yanı sıra 2023’te skor tabelası istenilen sonucu göstermese de Bayern Münih karşısında oynanan yüksek tempolu, önde baskılı futbol Avrupa kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. Aynı sezon Manchester City deplasmanında sergilenen oyun da benzer şekilde oyun gücünün göstergesiydi. Bunun yanı sıra 2024’te Tottenham galibiyeti, bu sezon Liverpool karşısında alınan galibiyet, geçmişte Real Madrid’e karşı kazanılan UEFA Süper Kupa… Liste uzatılabilir.
Ortak nokta nettir:Galatasaray, Avrupa’nın büyük takımlarına karşı çoğu zaman oyunu kabul eden değil; oyuna yön vermeye çalışan taraftır. Skor ne olursa olsun, mücadele standardı ve oyun cesareti bu kulübün kıtasal kimliğinin temel parçasıdır.
Elbette madalyonun bir de diğer yüzü var. Biraz da bardağa dolu tarafından bakalım: UEFA Şampiyonlar Ligi tarihinde avantajlı skorla deplasmana gidip elenen birçok takım bulunuyor. Örneğin Borussia Dortmund, Atalanta karşısında avantajlı konuma rağmen turu geçemedi. Daha geriye gidersek; Lionel Messi’li Barcelona, 4-1 kazandığı eşleşmenin rövanşında Roma’ya 3-0 yenilip elendi.Öte yandan aynı Barcelona, bu kez 3-0’ın rahatlığıyla çıktığı rövanşta........
