İyi İnsan Olmak Tesadüf Değildir
Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat
Güzel Sanatlar ve Tasarım
İktisadi ve İdari Bilimler
İnsan ve Toplum Bilimleri
Fikri görünür kılan kalem; kalemi anlamlı kılan istikrardır.
İyi İnsan Olmak Tesadüf Değildir
Yazıma aşina olduğumuz bir cümle ile başlamak isterim: “Ben böyle biriyim.”
Bu cümle genellikle sabırsızlığımıza bir açıklama aradığımızda, öfkemize yenilip birini kırdığımızda ya da yıllardır değiştiremediğimiz bir alışkanlığımız hakkında ağzımızdan çıkıverir. O anda bunu değişmez bir gerçek gibi kabul ederiz. Sanki bu, bizim ana karakterimizmiş ve sanki doğduğumuzda belirlenmiş de hayat yalnızca onu sergilemek için varmış gibi.
Peki, gerçekten öyle midir? Bizi biz yapan özelliklerin tümü önceden belirlenmiş midir? İnsan doğası temelde kötü müdür yoksa doğuştan iyi özelliklerle mi donatılmıştır? İyi insan olmak öğrenilebilir mi?
Bu ve benzer sorular yüzyıllardır sorulmuş; dinler, filozoflar ve psikologlar çeşitli cevaplar vermişlerdir. Günümüzde anne babalar ve eğitimciler de sorunun cevabını merak etmektedir. Çünkü bu soruların cevabına göre insanın değişebilme imkânına bakışımız da netleşecektir. Bazıları insanın bencil ve egoist eğilimlere sahip olduğundan hareketle doğuştan kötü olduğunu iddia ederken bazıları da insanın özünde iyi ve saf doğduğunu belirtmiş, ancak zamanla iyi özelliklerinin ve doğal yapısının bozulduğunu ileri sürmüşlerdir. Bazılarına göre ise insanın iyicil ve kötücül özellikleri tamamen çevre ve eğitimle zamanla kazanılmaktadır.
Geldiğimiz noktada ise modern psikoloji, insanın doğuştan getirdiği bazı eğilimlerinin olduğunu kabul eder. Buna göre kimimiz daha sakin ve daha çekingen tabiatlı iken kimimiz daha hareketli ve daha girişken bir yapı sergileyebiliyoruz. Mizaç olarak ifade edilen ve biyolojik altyapımızla ilgili olan bu özellikler genellikle değişime dirençlidir. Bir de insanın zamanla kazanacağı özellikleri ve eğitilmeye açık yönleri vardır. Bunlar ise daha çok kişiliğin ahlaki ve değer odaklı boyutunu temsil eden karakter özellikleridir. Karakter, bireyin toplumsal değerler, ahlaki öğretiler ve etik kurallarla şekillenmiş kalıcı ve tutarlı davranış kalıplarıdır.
Buradan şöyle bir ayrım yapmak mümkündür: Mizaç bize verilendir, genetik mirasımız ve başlangıç noktamızdır; karakter ise irademizle yöneldiğimiz tercihlerimiz ve inşa ettiklerimizdir.
Karakter; insanın ne hissettiğinden çok, hissettiklerine rağmen nasıl davranmayı seçtiğiyle ilgilidir. Örneğin, öfkelenmek insanidir ama öfkeliyken adil kalabilmek bir karakter özelliğidir. Korkmak doğaldır ancak korkuya rağmen doğru olanı savunabilmek bir karakter göstergesidir. Çıkar çatışması yaşamak insani bir durumdur ve görece normal kabul edilebilir; buna rağmen dürüst kalabilmek ise karakteri yansıtır. Demek ki karakter, duyguların ve dürtülerin yokluğunu değil; onların içinden geçerken kişinin değerlerine bağlı kalabilme gücünü ifade eder.
Pozitif Psikolojinin Açtığı Kapı
Literatür, psikolojinin uzun yıllar insanın daha çok sorunlarına odaklandığı göstermiştir. Ancak psikologlar özellikle son çeyrek yüzyılda farklı bir soru sormaya başlamıştır: İnsanı gerçekten iyi yapan nedir?
Bu arayış pozitif psikoloji yaklaşımının gelişmesini sağladı. Pozitif psikoloji anlayışı, araştırmacıları insanın yalnızca zayıflıklarını değil; güçlü yönlerini de incelemeye yöneltmiştir. Neticede Peterson ve Seligman’ın öncülüğünde yürütülen çalışmalar, farklı kültürlerde ve inanç geleneklerinde ortak biçimde değer verilen özellikleri bir araya getirmiştir.
Böylece bilgelik, cesaret, insanlık, adalet, ölçülülük, aşkınlık erdemleri altında dürüstlük, sevgi, nezaket, merhamet, özdenetim, umut, affedicilik ve şükran gibi evrensel karakter güçleri kavramsallaştırılmıştır.
Bu yaklaşımın en önemli katkılarından biri karakter güçlerinin yalnızca bazı insanların doğuştan sahip olduğu ayrıcalıklar olmadığını göstermesi olmuştur. Bunlar geliştirilebilir, güçlendirilebilir ve eğitimle desteklenebilir insani potansiyeller olarak tanımlanmıştır. Yani pozitif psikolojinin bulguları, insanın değişebileceğine dair umut veren yeni ve güçlü bir bakış açısı sundu.
Ancak burada üzerinde düşünülmesi gereken başka bir soru ortaya........
