Mehdi Bekleyen Bir Zihniyetin İfşası
Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tarih Tıp Veteriner Ziraat
Güzel Sanatlar ve Tasarım
İktisadi ve İdari Bilimler
İnsan ve Toplum Bilimleri
Fikri görünür kılan kalem; kalemi anlamlı kılan istikrardır.
Mehdi Bekleyen Bir Zihniyetin İfşası
Ben eski bir savaşın yeni savaşçısı olmayacak, mehdilik anlayışlarının yeni bir tartışmacısı olmayı kabul etmeyeceğim. Bu yazının, aynı konuların defalarca tartışıldığı, aynı malzemenin farklı ellerden ve ağızlardan yeniden dillendirildiği bir başka yazı olmasına razı olmayacağım. Mehdi anlayışının kültürel izdüşümlerini bu yazıda ortaya koyma çabasında olacağım. Düşünceler inançları, inançlar da zihniyetleri belirler. Mehdi beklentisinin bir zihniyet olarak davranış kalıpları şeklinde çarşımızı, pazarımızı nasıl istila edip belirlediğine ve yaşama karşı duruşumuzu nasıl şekillendirdiğine odaklanacağız bu yazıda.
İslam düşünce geleneğinde eskatolojik bir sığınak olarak tahkim edilen mehdilik tasavvuru, teolojik bir dogma olmanın ötesinde, kolektif bilinçdışını şekillendiren yapısal bir zihniyet formudur. Bu çalışma, söz konusu inanışı klasik kelam el kitaplarının metin eksenli meşruiyet zemininde tartışmayı —aynı malzemenin farklı ellerden ve ağızlardan yeniden üretildiği statik bir tekrara ortak olmayı— kesin bir dille reddeder. Bu yazının temel iddiası; düşüncelerin inançları, inançların ise zihniyetleri belirlediği rasyonel aksiyomundan hareketle, mehdi beklentisinin soyut bir akâid meselesi olmaktan çıkıp çarşıyı, pazarı, bürokratik refleksleri ve yaşama karşı duruşu doğrudan belirleyen pratik birer davranış kalıbına dönüştüğünü göstermek için kaleme alınmıştır.
Makale, aşkın bir kurtarıcıya duyulan teolojik ihtiyaç hissinin, gündelik hayatta rasyonel nedensellik ilişkilerinden kopuşa, yapısal atalete ve seküler patronaj ilişkilerine nasıl zemin hazırladığını göstererek, konuyu teo-sosyolojik ve felsefi bir eleştiri süzgecinden geçirmeyi amaçlamaktadır.
Tarihi sebep-sonuçların oluşturduğu bir süreç olarak görmek yerine, tarihin öznesi olmayı reddederek nesnesi kalmakta ısrar eden, orayı eskatolojik bir müdahale zemini olarak gören mehdici zihniyet, tarihi Tanrı’nın müdahale zemini olarak görür. Böylece kendi sorumluluğunu kuşanmayı öteler. İnsanın tarihsel ve ahlaki bir aktör olarak varlık göstermesi, kendi kaderinin kurucu öznesi olduğunu onaylamasını gerektirir. Ancak yapısal kriz, kolektif travma veya epistemik tıkanma dönemlerinde kitleler, neden-sonuç mekanizmalarını işletmek yerine aşkın ve karizmatik bir figürün dikey müdahalesiyle sistemin aniden ve mucizevi bir şekilde dönüştürülmesi arzusuna sığınma gereği duyarlar. Bu, özgüven yitimi ve zayıflığı kanıksamanın çıktısıdır.
Psikolojik zeminde Martin Seligman’ın “öğrenilmiş çaresizlik” teorisiyle açıklanabilecek bu durum, öznenin ne yaparsa yapsın mevcut travmatik gerçekliği değiştiremeyeceğine dair geliştirdiği bir inanç felcine işaret eder. Birey bu süreçte sebepler döngüsünün esnemez katılığını güçlü bir biçimde hisseder, durumu kendi lehine değiştiremeyeceğine inanmıştır. Kendisini bu durumdan kurtaracak yukarıdan bir el beklentisine bu süreçte razı olur. Öyle ya da böyle kişi, birilerinin gelip onu içinde bulunduğu durumdan kurtaracağına inanmaya başlar.
Öğrenilmiş çaresizlik, kolektif düzlemde mehdilik beklentisinin felsefi ve psikolojik kuluçka merkezidir. Neden-sonuç ilişkisine olan inancın kaybedilmesiyle karakterize olan bu epistemik kırılma, kitleleri rasyonel mücadeleden vazgeçmeye ve kurtuluşu tamamen kendi kontrolü dışındaki dışsal bir iradeye endekslemeye sevk eder. Dolayısıyla mehdi beklentisi, rasyonel bir umut olmaktan ziyade, toplumsal felç durumunun teolojik bir örtüyle estetikleştirilmesi ve aktif özneliğin reddidir.
Max Weber’in modernleşme sürecini tanımlarken kullandığı “büyünün bozulması” kavramı, dünyayı rasyonel ve hesaplanabilir neden-sonuç ilişkileri üzerinden okumayı ifade eder. Mehdici zihniyet ise bu sürecin tersine işlemesine, yani dünyayı yeniden “büyülü” kılma ve rasyonel akıldan arındırma, mistikleştirme çabasına hizmet eder.
Bu zihniyetin ekonomik ve toplumsal alandaki yansıması, köşe dönmeci, stratejik hazırlıktan yoksun ve kısa yoldan sonuç alma odaklı bir atalet biçimidir. Saniyeler içinde kozmik ve siyasi adaleti tesis edecek bir mehdi kurgulayan akıl, çarşıya ve pazara çıktığında uzun vadeli, bilimsel ve kurumsal yatırımlar yapmak yerine deterministik yasaları göz ardı eden bir rasyonalite aşınması yaşar. Yapısal sorunları aşamalı, eylemsel ve planlı yollarla çözme iradesi gösterilemediği için, pazarın dinamikleri rasyonel rekabet yasalarıyla değil, dikey ve kayırmacı ağların sunduğu imtiyazlarla belirlenir. Çarşıdaki bu eylemsizlik ve kısa yol arayışı, bireysel ve toplumsal sorumluluklardan kaçışın teolojik meşruiyet zeminini sunar.
Artık kişi örgütleyip organize etmek sorumluluğundan kurtulmuş, bu sorumluluğunu dikey kurtarıcıya ihale etmiş ve yükümlülüğü........
