menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Felsefenin Otoritesizliğinin Getirdikleri

47 0
12.05.2026

Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat

Güzel Sanatlar ve Tasarım

İktisadi ve İdari Bilimler

İnsan ve Toplum Bilimleri

"HAYATI: doğal bir OKUyuşla; PAYLAŞmak"

Felsefenin Otoritesizliğinin Getirdikleri

Bugün herkes filozof. Taksi şoförü filozof, influencer filozof, iki video izleyip varoluşu çözdüğünü sanan filozof, birkaç aforizma paylaşınca Nietzsche’nin mirasçısı olduğunu düşünen filozof. Çünkü artık insanlar düşünmekle felsefe yapmayı birbirine karıştırıyor. Ağzından çıkan her cümleyi “benim felsefem” diye sunan devasa bir özgüven çağında yaşıyoruz. Düşünce üretmek yerine düşünce pozu vermek moda hâline geldi. İnsanlar artık hakikati aramıyor; entelektüel görünmenin estetiğini satın alıyor. Üstelik bu durum yalnızca sıradan insanların problemi de değil. Akademik dünyanın bir kısmı bile artık kavramsal derinlik üretmek yerine jargon üretmeyi düşünce sanıyor. Kimsenin anlamadığı cümleler kurulduğunda insanlar otomatik olarak “çok derin” diyerek alkışlıyor. Çünkü çağımızda anlamın yerini imaj aldı düşüncenin yerini ise performans.

Oysa herkesin bir fikrinin olması herkesin felsefe yaptığı anlamına gelmez. Her insan düşünebilir ama her düşünme biçimi felsefi değildir. Aç olmak biyolog yapmadığı gibi, düşünmek de filozof yapmaz. Felsefe rastgele kanaatlerin, anlık hislerin ya da psikolojik boşalmaların adı değildir. Felsefe dediğiniz şey, disiplinli düşünme sanatıdır. Kavram bilgisi gerektirir, mantıksal tutarlılık gerektirir, tarihsel bilinç gerektirir, eleştirel cesaret gerektirir. Bir düşüncenin felsefi olabilmesi için yalnızca “farklı” olması yetmez temellendirilebilir olması gerekir. Bugün ise insanlar düşüncenin yükünü taşımadan düşünür olmanın prestijini yaşamak istiyor. Emek yok, okuma yok, kavramsal mücadele yok ama sınırsız bir entelektüel kibir var. Çünkü modern kültür insanlara bilgi sahibi olmadan kanaat sahibi olmayı öğretti.

Birisi çıkıp en absürt iddiayı ortaya atıyor, ardından şöyle diyor “Ama bu benim felsefem.” Hayır kardeşim, bu senin kişisel hezeyanın olabilir ama felsefen olmayabilir. Çünkü felsefe, her saçmalığın kendine meşruiyet bulduğu bir çöplük değildir. Bugün insanlar en temelsiz fikirleri bile “özgün düşünce” etiketiyle pazarlamaya çalışıyor. Birkaç bilimsel kavramı yanlış anlayıp mistik cümlelerle birleştiriyorlar, ardından insanlığın büyük sırrını çözdüklerini sanıyorlar. “Kuantum”, “enerji”, “titreşim”, “simülasyon”, “bilinç frekansı” gibi kelimelerle süslenmiş yarı-anlaşılır cümleler kurunca filozof olduklarını düşünüyorlar. Oysa kavramları rastgele yan yana dizmek düşünce değildir. Anlaşılmaz olmak derinlik değildir. Ve en önemlisi insanların etkilenmesi bir düşüncenin doğru ya da felsefi olduğunu kanıtlamaz.

Bugün özellikle sosyal medya, düşünsel sefaletin özgüven kazandığı dev bir sahneye dönüşmüş durumda. İnsanlar okumadan yorum yapıyor, öğrenmeden hüküm veriyor, anlamadan eleştiriyor. Üstelik bütün bunları büyük bir entelektüel özgüvenle yapıyorlar. Bir kitap kapağı görmek kitap okumak sayılıyor, birkaç alıntı paylaşmak düşünce üretmek sayılıyor. İnsanlar artık bilgiyle değil algoritmalarla düşünüyor. En trajik tarafı ise şu Cehalet artık utanılan bir şey olmaktan çıktı. Performatif bir kimliğe dönüştü. Eskiden insanlar bilmediği konuda susardı. Şimdi bilmediği konuda yayın açıyor, video çekiyor, seminer veriyor, “felsefe içerikleri” üretiyor. Çünkü çağımız insanı hakikati değil görünürlüğü önemsiyor. Ve görünür olmak için derin olmaya değil yalnızca iddialı görünmeye ihtiyaç var.

Daha kötüsü şu ki anlaşılmazlık artık bilinçli biçimde bir entelektüel strateji olarak kullanılıyor. Ne kadar kapalı konuşursan o kadar filozof sanılıyorsun. İnsanlar düşüncelerini açık ve net ifade etmek yerine onları sisin içine saklıyor. Çünkü birçok kişi biliyor ki cümle netleştiği anda düşüncenin boşluğu ortaya çıkacak. Bu yüzden karmaşık kavramlar, kırık metaforlar ve ucu açık ifadelerle yapay bir derinlik üretiliyor. Kimsenin anlamadığı metinler büyük düşünce diye pazarlanıyor. Oysa çoğu zaman ortada........

© Akademik Akıl